Archive for the ‘Özlem TUTAR’ Category

13
Dec

SAATLERDİR YAĞIYOR EYLÜL

   Posted by: admin

saatlerdir yağıyor eylül
bulutun mavi uçurumun yaşamak gibi
ağır damlalarıyla iniyor toprağa

saatlerdir yağıyor eylül
çılgınca toprağı demleyecek birazdan
o ıslak kokacak
saçların her gün gibi yenibaştan

saatlerdir yağıyor eylül
düşüyoruz utanmadan
sonra iğrenmeden üşüyoruz
ırmak kabarıyor
ölüm açıyor ekmek gibi bölüşüyoruz

saatlerdir yağıyor eylül
seni diyorum kendime denklediğim
aydınlık bir sokak gibi içime işlediğim
gün uyuduğunda filiz unuttuğunda büyümeyi
vurgun yemiş bir bacak gibi inatla
kendime eklediğim seni düşünmek
kalbimin dört odasında ülke büyütmek

saatlerdir yağıyor eylül
saatlerdir omuzlayarak bütün yalnızlığımı
ıslanalım diyorum yaprağa
tarla kuşuna toprağa biraz eksik biraz tortu biraz kül
saatlerdir yağıyor çünkü
bulutun mavi uçurumun yaşamak gibi
ağır damlalarıyla eylül

13
Dec

HAYAT BİR GREVDİ SÜREKLİ KIRILAN

   Posted by: admin

evrenin bütün kıygıları zenci bir tenin sırtında
patlayan kırbaç gibi balkıdıkça;
sustuk sustuğunuza benzer
biraz fazla sıkarak vücudun dişlilerini

tiner koklayan bir kuşun iki kanat arası uzadık
ağır yalnız ve en yukarıya kadar güvensiz

“kendini anlatmalıdır herkes”
gülümseyişinin rengini kan gülü
anlatacak neyimiz kaldı
söyleyecek kimimiz uzak ve yakın
tuttuk sonu geldi
kavradıkça gelişen kaslarıyla ayrılığın
temmuz uzak solgun bir çocuğun eylülü içerdeydi
şehirler bitirmiştik
yürüyorduk en uzağına zayıf köylerin

safran ve katran aynıydı; dilimizle bilmiştik
büyüyorduk tapınağa doğru: kanayan toprağa

bilinir ki ortadoğu şehrinde
kolayına çıkmaz sokağın en sevileni ölüyse
beyaz bir kolanmışçasına yağar günün bütün yağmurları
giden su kalan toprak olur
turunç kapta açlık gibi kalın örgüsüyle tıkırdar zaman
manastır gülistanında kanayan sabır taşı
kahır köpürmesi çark inlemesi
şafak söker gece diker diye bütün sökükleri
işte öyle sevdim

bağlanacak biri kurulacak sevgi kalmasın
barınaksız son güzellik de utancın kamçısıyla
yaralansın için ışık söndü kör kaldık
yine de mersinler sardı bütün çocuklarımızı
prusya mavisi gök ender rastlanan bir sevgiyle sızdı

ne yazık nefretle uyanmak ve bir o kadar seninle hür
mum ölür aşk kalır şarkı söyleyen cüssesiyle
kaplar beni küçük dudakların
göğsünde yükselir en güzel devrim şiiri

sustuk sustukları gibi
şehir bitti köy kaldık yitik bir savın hâlâ ılık teninde
taşla
tortuyla
ve mızrakla sakat bırakılmış bir ütopyanın
son sözleriydik: hayat bir grevdi sürekli kırılan
birer grevdi gözlerin

13
Dec

TUTUK KULESİ

   Posted by: admin

parıldayan bir diyardı avutulan
çığlığımı bırakıp göğüne
ellerimi uzatamadığım boynuna
loş bir zamandı sunulan
sedef kemerinin
sırtı dönük siyahlığında yaşadım boyuna

yosun sürüldü suyundan
ömrünü tüketti balık dökülen pullarla
yanardağın sönmüş tanıklığıyla
ovada yel, tende ateş unutuldu

bitti toprak
yeni bir adres yaratarak
çorak sokakları terk edip eski duraklara
gitti toprak
ve kendimi bir tutuk kulesine sunarak
içime akan yeşil ovaları
çocukluğun uzak gönül kokusunu
kırık sevinçlerde unutulmuş
eski bir aşkla duyarak eksik büyüdüm!

suya üç renk düştü sabahı / üç metafor yükseldi sudan
tarihe işleyen siyah çelenk / eksilmedi kule kapımdan
su çözdü renk çözüldü
yeni bir deriyi işleyip sızlayan kemiklere
alıp başı akıtıp yaşı gitmeli

bu zaman da görüldü…

13
Dec

SUYU ŞİİR BİLDİM SUSUZLUĞU AŞK

   Posted by: admin

sesinin kokusu var
şiir parlatan ince parmakları

gerekçeli bir rüzgârın
tende belâgat burcusu

dünyayı hep unuttum
bütün dillerini yuvarlanmış karanın
suyu şiir bildim susuzluğu aşk

nedensiz bir terk edişti suya aşınmak
eskiciye devredilen kullanılmış ırmak

kirpik gibi kardeş gibi
sessizce döküldükçe göğsüne ormanın
anneyi yakan uzun esmerlikti

sesinin kokusu var
kalbimi titreten mahcup itibarı

boşluğu hep unuttum
içimde büyüyen sökülme arzusunu
sadakati şiir bildim
sadakatsizliği kâğıda dağılmayan mürekkep

dönüşsüz bir yolculuktu suya göçmek
kerpiç evde kavlayan kimsesizlik

dem gibi kuytuluk çöl gibi
büyüdükçe ayak dibinde sıtmalı çocuğun
babayı yıkan ıslak suskunluktu

sesinin kokusu var
sağdığım her gülün yanaklarında
benzersiz gümbürtüsü

gülü şiir bildim
gülsüzlüğü gücünü yitirmiş en elzem sihir

böyle de güzelsin yok/su dil..!

sadakatsizliği kâğıda dağılmayan mürekkep

13
Dec

NOCH EIN BISSCHEN LICHT!

   Posted by: admin

1
köle
efendi ve köklerin hükümdarı engin toprak
işte böyle bilcümle senin için yenileniyorum
devrimin borçlu sırtında açan bahar soyuna

2
belâ bir çağ kargışlıyor sabahı
dört kardeş yaprağın buluştuğu tuz yelkeni
renoir’de kadınca yalınlaşmak istiyorum kankızıl
sularına
şu tenimdeki çentikleri birer ikişer silmek

büyüsünü yitirmiş bir çocuğun ıslak kirpikleriyle
işte böyle bilcümle bunun için açıyorum göğün ağzını

3
zaman yanılsanmış bir ihtilâlin seyir defterinde
insan miğferli kadı’nın akrebinde soluyunca
çiçek şarapnel gibi açar tende
kemik hançer yarası alır
ki en ongun odur sabır denen illette

4
hünerli bir kadının
erdemli her kadının kapanarak gözlerine
kayan bir ışık yumağı gibi gideceğim elbet
viraneliğin susku’nun ve ölümün serin koynuna

yağmur dindiğinde annenin özü
renk bittiğinde babanın sözü
her ışık huzmesinde kardeşin yüzü vuracak
yalnızlığa çürüyen maveraya

orada işte ılık bir ırmak fışkıracak
rüzgâr gümbürtülü keman serinliği

5
seçildim diyorum sivil itaatsizliğin gizli seyrine
yanılıyorsam mumyalayın içimdeki uçurumu
bariyerleyin kimseler düşmesin
metale kazınan makus talihe
unutuldum diyorum yaralı göçün yorgun dizelerinde
yanılıyorsam ilahiler okuyun
vardiyam kekeme bir acıyla tükendi
ahir azizenin dikenli gülistanlığında

6
tragedyanın çıldırtan kanlılığında
seyirci olmak da oynamak en çok susarak
yanılıyorsam çarmıha gerin
tecrit olduğum yamaçta
dilimi hissetmiyorsam
kaburgamda sıkışmış darp izleriyle
sınana sırtlana uyuşturulduğum bu yaşamakta
kanımı kurutun ruhumu bütün çocuklara bölün

ölüm ki en bilge suskunluktur dünya denen batıkta

7
kimseye söylemeyeceğim söz veriyorum
vurulduğumu şiirden başka
içimde körüklenen bu yalım özü
sırtımdaki bastonsuz dağ kimi yurt bildi kimi kurt
bilmeyeceğim aşktan başka

8
lavanta kokulu menekşe ve uzun kollu erguvan
nerede diyeceğim yıldız kokusu ışık biraz daha ışık
detone olmuş bir ses gibi
her şeyin geçkinliğine kilitleneceğim
ekim bıkkın bir yaşamak gibi redifini arayacak
ve bütün bıçkınlığımla doğmayacağım bir daha
yirmi yedinci vuruşunda hasat zamanının

9
küçülen kast engin aşk
dilde biriken kutsî maharet: yanılsama
tek doğurgan anı
sol göğsünde gecenin ödünsüzce saklananı

hünerli bir kadının
erdemli her kadının kapanarak gözlerine
kayan bir ışık yumağı gibi gideceğim elbet
viraneliğin susku’nun ve ölümün serin koynuna

10
uykulu gözlerle gelip posta arabası
binlerce dost kızılderili çıkıp kankızıl sular
sanrısından
falçata gibi sıyırarak kabuğunu toprağın tırnaklarıyla
doğumun yeni sancısını avuçlayacak
ve merhaba çocuk diyecek

diri ses uzunca beklenen ari nefes merhaba..!

*Goethe: Biraz daha ışık!

13
Dec

KIR ÇANLARI

   Posted by: admin

Kır çanları sustu,
Çınlayan gecenin ayaz canlıları tutuştu apansız
Ve platinin gümüşe doluştuğu zamansız yol
Çepeçevre beyaz kanatlarıyla ince belli
Şarap kadehleri gibi sıralanmış nergisler uzanıyor
Günün hararetini dindiren nehrin safran kıyısında
Usulca ilerliyor platinden gümüşe yeryüzü
Kamkar’ın beslediği bülbüller*
Uyuyor yarasaların karartılı sesleriyle
[kır çanları bülbül mü ne
kendiliğinden gömülen kendine?

Kır çanları sustu,
Peçesinden soyunuyor gece
Bu tek duvarın kireçsiz bedeni
Bu tek pencerenin çerçevesiz görüntüsü
Kırılan bıçak gibi ayaydın ışıldıyor yine de
Ve ben nasıl özlemedim derim
Tutuşan gözler ortasındayken öylece

Renkli gölgeler, soluk gövdeler
Ve taşların öyküsüyle şekillenen ölüm
Huzurun suskusuyla düşüncenin çatıştığı
Kavramın göz açıp kapamadan kaypaklaştığı
Dört yanı çöl fırtınası ey yanılgılar adası
[bu nasıl özlemdir ki
oydukça beni balkır içinde?

Kır çanları susunca,
Tüttü kül kokulu iris
Pırlayan ışığında sokak lambasının
Aydınlığa çarptıkça
yerçekimiyle dönelen geceböcekleri

Kinsiz vedalar ardından
Merhaba yalnızlık diyen sokak esirleri
Savurdu kafesinde esriyen kalplerini

Kır çanları susunca,
Sonbahar bir tutam toz hissi verir insana
Kirpikler düştükçe sarı yaprak üstüne yumuşayan
Beklenmedik bir sağanak ve yeniden açılan perde
Yeniden kavranan ellerde biriken içli söylence
[ben sevemedim kimseleri
çan sesleri sustuğu an!

Zengeti’deki martının sürmesi akmış
Balıkları dökmüş pullarını bir bir
Ayak bileğini okşayan suları
Hırsla kuşanmış kıstırılmış damlalarını
Ağzında dev dalgalar ve kıyıdaki sümbülleri boğan
Kollarıyla geri çekilmiş kudurganlığı dinince
Ummazdım!
[bir tutam toz içinde
kopacağını böyle bir fırtınanın

Ekim ikibinbir sessizliğin bas tonuyla sustuğu
Kır çanlarının ve belki bülbüllerin sustuğu
Bugün bir doğumun şüphesiz sancıları gibi
Karartılar arasında rahat değilim evet dönmekten
Aynı ölümün defalarca ağlanmış
Ağıllanmış kapısına

Saplantıyla yabanıllık, sevgiyle kristal dokunuşlar
Kanla nabız ve nice yalnız aşıları soğuk yazlar
Alev kışlar sonrası aynı konağın kapısında
Başka bir vargıyla çanları çın çın çınlayan
[kır altında seveceğim
seveceğim o an

* …Bilbuli balşikaw wexti gulim
Her şepolan deda dilî le kulim…: Hemîn Mûkiriyanî

13
Dec

GLADYATÖR KADIN VE DENİZ LALELERİ

   Posted by: admin

gençliğim diyor kadın;
salındı nazenin bilekleriyle
düşler kıvrımındaki dünyada
onca fırtına savurdu
aşınmış omzuyla zamanın tortusuna

ve toprağın ahvaline acındım
inleyerek uçmak dedim zerrede
ziyan olmak gökyüzüne

erişkinliğim diyor kadın;
paramparça dolaşırken
dalgaların kanattığı kıyı atlaslarında
özge gladyatör deniz lalesi topluyordu
kalbinin geniş kalibreli gül bahçesine

ve olgunluğa fitillenirken barudî saçlarım
fanusta çırpınan rüzgârın burgusunda
aşkla inildiyordu yapraklar

geçkinliğim diyor kadın;
tazelenen ateştir bilmez miyim
gecenin usanmayan hecesi
murad ki suya eriyen gezgin buluttur

kalbimin serin kumsalında
zamansız açan menekşe
kandilde buğulu aydınlık

rengim diyor kadın;
kanat çırpan en saydam kuzgundur
manifesto veren kaptanı yorgun denizlerin

ve kanıyor tenimdeki adres
sevmekle yakıyor yanmakla kanatlanıyor
maviye düşen kuzgunluğum

özetim diyor kadın; denize
ulaşamayan lale kurusudur
ve gladyatörlerin lirik sonuncusu

gençliğim erişkinliğim
geçkinliğim rengim diyorum
özetim; gladyatör kadın ve deniz laleleri…

13
Dec

DIŞARISI EYLÜL KOKUYOR

   Posted by: admin

Krizantem taçyaprağında çıldırtan kışkırtıcılık
Katıyor kokusunu çok parmaklık arasından kıvrılan sokağa

Kökünden çekilen bütün dostlar geride kaldı
Gecenin çoğu tohumla serpilen yalnızlıkta

Dışarısı eylül kokuyor gök olabildiğince mavi
Birkaç işçi sarıyı kolluyor ekmeğe geçmek için

Bakir bir sürü sızıyor bulut tarlasına can’ı kanadında
Kırık asfaltla açılan öteki meydanda yine ıslanıyor rötarlı umut

Çaresiz bir başkaldırı bu sakıncalı şiir
Biraz daha oynansa üstünde içinden birkaç devrim fışkıracak

Sakıncalı…sakıncalı devrim mürekkebin içinde kalacak

13
Dec

ATEŞTE KOR OLUP BİTMEKTİ DİLEĞİM

   Posted by: admin

ateşte kor olup bitmekti dileğim.
hayatın; köpüksüz ve
huzurlu olduğu bir durgunlukta
ani bastıran yağmurla gelen günün
ilk ıslaklığına yenilmek

evlerde ışıklar sönüyordu çünkü
dalda kırılan rüzgâr
goncasını tarlaya sunan çiçek gibi
geceye devrilip bedenler
evlerde ışıklar sönüyordu

[ sizin coşkunuz seyirlik bir film gibi vururken
şehrin kayalıklarına. temmuz
katlanılmaz bir döneme açıyor dilini;

basit ve ihtilal müttefiki bir mevsimin
sıvasına dökülen yaprak sarısı gibi
asit duyguyla ]

bugün, hayatın bütün varsıllığı
ipiltili geçkinlikler ardından kırılmış umutlardır
her şey eğilir. dizinden vurulan bir ceylan gibi
ruh da bir gün devrilir

sevgili olup yara alıp hüzün akıp
devrilmeden arınmaktı
ateşte kor olup bitmekti dileğim
hayatın köpüksüz ve
huzurlu olduğu bir durgunlukta
ani bastıran yağmurla gelen günün
ilk ıslaklığına yenilmek.