ÖPMEK
Yanaklar öpmedesin, öptürüp yanaklarını;
Böyle geçsin bu günlerin varsın.
Sen ey çocuk! Öpülüp, öpmenin ne olduğunu;
Dudaklarında dudaklar duyunca anlarsın!
Varsın biraz da yollar çeksin benim cefamı
Artık verin çocuklar, artık verin asamı!.
Bir başka kainata, bir başka yurda yol var;
Siz örtünün garipler siz örtünün abamı!
Yorgun düşüp uzandım altında asumanın;
Gölgende buldum ey dal bir anne ihtimamı.
Şahane manzaraydı dünya sınırlarında
Bir kubbenin rüku’u, bir zirvenin kıyamı.
Yükseklerinde ömrün dağlar, sular kovuklar:
Yükseklerin diliyle tekrar edin nidamı!
Dağlar lisana geldi, gökler lisana geldi;
Şerh oldu Mesnevi’den yıldız
Şerh oldu Mesnevi’den yıldızların kelamı.
Şeffaf mavinizden abdest alıp el açtım
Artık yakındayım, ey gökler, duyun duamı!
Yanaklar öpmedesin, öptürüp yanaklarını;
Böyle geçsin bu günlerin varsın.
Sen ey çocuk! Öpülüp, öpmenin ne olduğunu;
Dudaklarında dudaklar duyunca anlarsın!
Yüz bulmadı benim uzattıklarım;
Kapışıldı onun getirdikleri…
Onunki ezmeydi, şekerlemeydi;
Benimki bir dostun mevlit şekeri!
Şiir okuyacağım..
Dinlemeye geliniz…
Çok da alkış istemem:
İncinmesin eliniz!
Selahattin Arıkan’a
Nerde istersen orda kal… yerleş;
Yolcu, rü’yaya benziyor burası…
İşte bak: Bir küçük denizdir göl;
Bir küçük kıt’a Ahtamar adası!
Ezanımdan alışıp tekbîre,
Buldunuz mutluluk, imanımla…
Vatan ettim sizi ey topraklar
Beş vakit damgalayıp alnımla
Biz böyle bir gün için gelişmiş ikizleriz;
Boyundan öpme çürür, öpülecek bizleriz…
Siz büyük Türkiye’yi gerçekleştirecek olan Ülkücüler! ! !
Siz Oğuzların, Kür Şadların, Alparslanların, Fatihlerin, Yavuzların, Abdülhamidlerin, Yunus Emrelerin, Mevlanaların, Hacı Bektaşların, Sütçü İmamların, Dilşad Sultanların, Nene Hatunların, Gevher Nesibelerin, Malhun Hatunların torunları olan Ülkücüler;
‘Gafillerin ardında Allah’ı anan; kaçanların ardında vuruşan, ölüler arasında diri olan gibidir.’ Kutlu Peygamber sözünün muhatabı olmak için çalışın.
Yolunuz açık olsun. Cenab-ı Allah, taşıyamayacağımız yükü omuzlarımıza yüklemesin. Yüce Yaradan kendi dini için gayret eden herkese yardım etsin.
‘Gençliğin acı haline’
‘Öldün mü ey gençlik?
Eğer öldünse haber ver: ”Onlara hicviye yazan kalemim sana da mersiye yazsın. Yahut ölmediğini ispat et ki, sana olan büyük imanım sarsılmasın ve sana olan destanım boşa gitmesin.”
Bardaktan seni içmek
Seni teneffüs etmek havada…
Dolaşmak, dolaşmak sana dönmek
Seni bulmak yuvada…
Yolumuzda aylar, yıllar
Basamak basamak…
Basamakların çıkamadığı yere
Kanatlarınla çıkmak…
Boşaltmak takvimden günleri
Günlerin üstünden yollara bakmak
Rüzgarla esmek, sularla akmak…
Baharı yollamak yollara
Alıkoymak bir nisanın tadını…
Dışarda herkes gibi seslenmek sana
Ve koynunda söylemek asıl adını…
İnanmak, inanmak, inanmak
Ninnilerinle uyuyup, türkülerinle uyanmak…
Yoksa şu yaprakta Yavuz
Yoksa şu sayfada Oğuz
Biz de yoğuz, biz de yoğuz
Elimizden siz tutunuz
İmdadımıza koşunuz
Daha çoğuz, daha çoğuz
Kervanımız dizi dizi
Bırakma Yarabbim bizi
Bizler yalnız sana kuluz…
Sen, mermi yaratırsın;
Ben, ondan saray yaparım!
Suya ektiğin kamışı
Keser, biçer ney yaparım!
Yuvada Havvâ’ya gelin,
Âdem’i güvey yaparım!
Şu manâsız mesafeyi
En yaparım, boy yaparım!
Yeter ki sen… ver ben ondan
Mutlaka, birşey yaparım!
Bir yalıncık gönderirsin;
Tarar, süsler bey yaparım!
Gökteki öksüz dilimi
Bayrağıma ay yaparım!
Koku, tad, sıcak… sende her aradığım vardı:
Seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı.
Sana vermiş veren sulardan ses
Sana vermiş veren şiirden dil…
Yaratılmışsın ayrı topraktan…
Hamurun,toprağın bizimki değil!
Saçların var,ki başka türlü sarı
Gözlerin var,ki başka türlü yeşil
Yarı olmuş vücudun üstünde
Ne güzel şey çocuk yüzün ,çil çil!
Bu köpükler,bu dalgalar,bu güneş…
Hepsi birden diyor:’Geliş,serpil!’
Nefesin var,ki başka türlü sıcak
Gözlerin var,ki başka türlü yeşil
Dolup taşar camekanlarda her çeşit sigara;
O eskidir, bu yeni…
‘En zararlı olan, hangi cinstir?’ dersen
Derim: ‘İçilmeyeni!’
Türküm müjdeydi ülkeye
Gezdim söyleye söyleye
Bir gün söylemedim diye
Türküm beni tanımadı
Onlar bacım,onlar ağam
Onlardır sevincim tasam
Ahmet’im, Mehmet’im, Suna’m
Güllü’m beni tanımadı
Elimde doğmuş kuzular
Bir gün benden soğudular
Sordum ne oldunuz ne var
Sürüm beni tanımadı
Daha dün sözleştik şurda
Düğün hazırladım Yurda
Eller beni tanıdı da
Sözlüm beni tanımadı
Yine sizinleyim dedim
Nasılsam öyleyim dedim
Çıkıp ta söyleyim dedim
Karım beni tanımadı
Hırpalanmak ne kelime
Didik didik lime lime
Götürülürken ölüme
Ölüm beni tanımadı
Türküm müjdeydi ülkeye
Gezdim söyleye söyleye
Bir gün söylemedim diye
Türküm beni tanımadı!
Onlar bacım, onlar ağam
Onlardı sevincim, tasam
Ahmed’im, Mehmed’im Suna’m
Güllü’m beni tanımadı!
Kalkacaktı yokuş-iniş
Taşlar verecekti yemiş
Bir ölçü tutturdum geniş
Ölçüm beni tanımadı!
Hayal değil hakikattım
Dağ yardım, kayalar attım
Elinde küskü Ferhat’tım
Küsküm beni tanımadı!
Döndüm dolaştım vatanı
Gördüm gözettim her yanı
Örttüm açıkta yatanı
Örtüm beni tanımadı!
Elimde doğmuş kuzular
Bir gün benden soğudular
Sordum: Ne oldunuz, ne var?
Sırrım beni tanımadı!
Daha dün sözleştik şurda
Düğün hazırladım yurda
Eller beni tanıdı da
Sözlüm beni tanımadı!
Yine sizinleyim dedim
Nasılsam öyleyim dedim
Çıkıp ta söyleyim dedim
Kürsüm beni tanımadı!
Arabalarım katarla
Gitsin diyerek dağ-yayla
Toprağı ördüm yollarla
Örgüm beni tanımadı!
Geçen yolcuya imrendim
Geçsem dedim bir de kendim
Bu köprüyü yapan bendim
Köprüm beni tanımadı!
Bendim su eden suyunu
Bendim ay eden ayını
Bendim köy eden köyünü
Köylüm beni tanımadı!
Hırpalanmak ne kelime
Didik didik-lime lime
Götürülürken ölüme
Ölüm beni tanımadı!
Türküm, müjdeydi ülkeye
Gezdim söyleye söyleye
Bir gün söylemedim diye
Türküm beni tanımadı
Elsizlere el,dilsizlere dil ver yeniden,
Lütfet,bize bin şanlı nesil ver yeniden,
Dünyayı alıp avcuna bir gün Tanrım,
Avcunda bu dünyaya şekil ver yeniden.
Çadırtepe, Dumlupınar,
Türbetepe, Adatepe…
Ki üstlerinden bir bulut
Geçti güller serpe serpe.
Türbe, otağ. kubbe, eyvan…
Adları Dicle’de Seyran,
Fırat yollarında Aslan,
Çukurova’da Kurttepe.
Kültür, Tınaz, Dua, Fikir…
Say sayabilirsen bir bir
Kemerlerdir, kubbelerdir
Bir yeni imana gebe.
Uzar sınırlar aşırı
Tepelerin kervanları;
Biri mordur akşamları,
Biri şafaklarla pembe.
Süslemişler yurdu yer yer…
Ki çocuğun geçer gider
Rüzgârlar alnını, seller
Eteğini öpe öpe.
Lâle, Menekşe tepesi…
Fakat hepsinin kubbesi
Allahüekber dağında
Allahüekber tepesi.
Hastalık, sevgisizlik, öksüzlük…
Neler geçirdim ben!
Çıkabilseydi bir, “güzel” diyecek
Güzelleşirdim ben!
Onlar, almakta parsadan hisse…
Bize kalmakta kıssadan hisse!