Archive for the ‘Ali BİÇER’ Category

14
Aug

Şairin Açmazı

   Posted by: admin Tags:

 
aynur
diyelim ki onbeşinde bir oğlan
aşık oldu sana
bir ilkyaz ırmağı gibi
deli dolu
         gözü kara
deniz sandı seni
ne yanıt verirsin
der misin “git oğlan işine
on mayısta otuzuma girdim
onbeşimde doğursaydım
anan olurdum”
dersin belki de
“olgun kadın” diliyle
ne de olsa “makul yaş”

peki ya onyedisinde bir kız
bana aşıksa
ben ne derim
ben bir şairim
nasıl derim “git işine
karım var kahve fincanı
bir de oğlum gül fidanı
yaşım ‘yolun yarısı’nda
hadi bas git
çağım geçti
asıldığın bir mapus eskisi
              kocamış bir it…”
kırar boynunu
gider belki de
ama
incinmez mi
jilet vurulmuş gibi
             yanaklarına
üşümez mi
yeni açmış goncaları
ve memeden kesilmiş
bir çocuk gibi
bütün dünyaya
         küsmez mi
en kötüsü de kalbi
elimde
sıkılmış nar suyu dolu
bir sırça bardak gibi
düşüp parçalanmaz mı
ve bana
çıplak bir düşle
mantıklı bir yürüyüşle
cam kkırıklarına
basıp geçmek kalmaz mı

hem
karacaoğlan’a
         nazım’a
bilcümle şair erenlere
kim hesap verir
         benim yerime
haydi de bana
     nedir çözüm
              siyah üzüm
                       iki güzüm
                                aynur…

14
Aug

Seni Düşünmek

   Posted by: admin

 
seni düşünmek
gökyüzü olmak gibi bir şey
ya da
karlı soğuklar geldiğinde
yeni bir iklime
         kanat açmak
okyanus derinliklerinde yosun
belkide bir uçurtma
kuyruğunda renklerin dansı
anlayacağın
“kalküta’nın damları üstünde güneş
güneş gibi
         yükseliyordu…”
der ya nazım
benim hünerli ellerim
dilsiz ağzım
seni düşünmek seni düşünmek kadar
müthiş bir düş
         güzel bir duruş
nehirler gibi uzun, ovalar gibi geniş
meyveli bir yaz, beyazı bol bir kış
ilk insandan günümüze
kayıtsız kalınmamış bir seçim, bir iş
yarının ilk ışığı
         sevdaların paydası

14
Aug

Mahkum ve Kadın

   Posted by: admin Tags:

 
öpmedim hiç bir kadını
onbeş yıl
kendi halimce onlardan habersiz
aşık olduğum
kimi kadınların adlarını bile unuttum
bir kaçının adıysa
çıplak ve serin bir rüzgar gibi hala
durmadan eser düşlerimde
onlarla ilgili
masallar uydurdum
         umutlar büyüttüm
alıp koynuma uyudum hüzünlü seslerini

kadınlar nasıl kokar
         çiçeklerden farkları
avuçlarının arasına aldığımda
gögüsleri
bir güvercinin kalbi gibi mi çırpınır

bir kadının erkeklerle ilgili duygularını
bilmek isterdim
gerçekte
TV
magazin programları
         boyalı gazete eklerinde
anlatıldığı gibi mi

düşünüyorum da
anlamaktan
öyle uzağım ki
ama biliyorum
bir erkek kırk gün hatta elli gün
“gık” demeden aç kalabilir
onbeş, yirmi yıl mapus yatabilir
davasından dönmeden
ama tek bir gün bile
bir kadını düşte de olsa
dizinde yatırmadan
bağı-bostanı sulamaktan dönen
yaşlı bir köylü gibi
gece
kafasını yastığına korken
mutluluk gemisini demirleye bilir mi

öyle gecelerde uykularım
avcıların köpek sürüleriyle
karaçalılara sürdüğü
bir ceylan yavrusu gibi
çaresiz ve yaralı kalır.

14
Aug

Küçüğüm

   Posted by: admin

 
Küçüğüm
ciğer parem
yürek alazım
kolların ince
kolların kısa
yetmiyor
kollarıma atlayıp
boynuma sarılmaya
hem yetse
kaç yazar
arada
kilometrelerce yol
nizamiye kapıları
polisi, askeri, gardiyanı
ama
hiç bir güç dudruramıyor
düşlerimizi
düşlerimiz her gece
deniz atları gibi
derin sularda çıkıp
uçsuz bucaksız çayırlarda
suvarisiz
seyircisiz
bir uçtan bir uça
dört nala koşturuyorlar
ay ışığının altında
kişneyip şahlanarak
bir ölüp
bin canlanarak
bir güzel sevişiyorlar
gün doğduğunda
o yerlerde
zambaklar açıyor

14
Aug

Böyle Uzak Kaldıkça

   Posted by: admin Tags:

 
yine aşığım
asiyim
     fırtınayım
eğme başını
ürkmesin ilkyaz
artık bıraktım
düşlerimi gölgene
kefeni yok özgürlüğün
yeni başlangıçlar için
günkan nerhir
durmadan taş basmamızı istiyor
                                   özlemlerimize
ve kendimizle
bu günü yakmamızı istiyor
gel gör ki
yine aşığım
diri yürek iri
ah biliyorum
yakışmıyor bana
dağlarda barut kokusu
sokaklarda pir sultan
yavrularının yarasını yalayan
dişi bir köpek kadar
             duyarlı olamıyorum
ama aşığım işte
ince, içten
kaynıyor kalbim
kollarım, dudaklarım
dilim, ellerim
             alev salkımı
yeri değil yeri olmaya
nafile
artık ne işe gidebilirim
ne de
bir mitin için afiş asmaya
………………………………
kırlangıç yumurtasının sarısı gibi
bogazımdan akmadıkça
o dudaklarının tadı
ve o yumuşak tenin
             tarfisiz çağrısı
uçurmadıkça beni
              o dipsiz yardan
keremin
         mecnunum
                  ferhatım
ne dağ dinler
         ne çöl
              yanarım
böyle uzak kaldıkça

oysa bilirim
onun coğrafyasındaki
kırmızı çizgiler üstünde
daha
tekerleğin ilk devridaiminde
tükenmeye başlar
asla bitmez sandığım
bir teren gibi daldığım
o aşk