Archive for the ‘Akif KURTULUŞ’ Category

13
Dec

ÖDÜNÇ CESARETLERLE

   Posted by: admin

m.ali altaca’ya levent sönmez’e, sedat baykal’a

1.
gemiden son ayrılan bendim unutarak seyir defterini
unutarak tayfaların denizi kaldıran kavgalarını

bir sayfadan diğerine ödünç cesaretlerle geçerdim
bıçağın bir yüzünde cellat, öbür yüzünde kurbandım
karanlığın gözünden düştüm, ışıktaysa hiç yerim olmadı
bir tören gibi yaşadım aşkı, ayrılığı bir infaz gibi

yoksa her yağmurdan saçakaltı mutluluğu mu kaldı

2.
kıdemli yargıç da inanmıyor sesimin gürleştiğine
sözcüklerim savunma mı ikrar mı
konuştukça kararan cübbemden seçilemiyor
her celse sarı sırmalarımı sökerek söylüyorum
kalbimin tutulacak yanı kalmadı

ne sokakların çok büyük olduğunu hatırlatacak birisi var
ne de oğlunu bana benzeterek ağlayacak bir ana

3.
gemiden son ayrılan bendim
bu çürük tekneden payıma ‘kahraman kaptan’ olmak düştü

işte kara! diye bağırmamak için tek kendimi aldım yanıma
soluk bir çizgi oldu gövdemde sevincin sukesimi
belki de son bir iz, saçları kısaltan tarihöncesinden

ufuk, köpürmesini unutmuş dalgalarla parçalanıyor
sen bağırdıkça azalıyor içimde beyaz bayrak çekme korkusu
“her şey vatan için, her şey vatan için”
herşeyvataniçin, herşeyvataniçin”

geniş denizlerde parmakizlerin, küçük düştün sulara
bu güz yağmur yağar, saçların gelecek bahara ıslanır

4.
her gün bileklerimi daha fazla yaklaştırıyorum güneşe
ancak böyle şakalar yatıştırıyor alkışlarla yaralı ruhumu
“vatan sana canım feda, vatan sana canım feda”
“vatansanacanımfeda, vatansanacanımfeda”

13
Dec

YÜREK ALÇI TUTMAZ

   Posted by: admin

esmerliğini unutulmuş dağlardan alan kız

odalar da susabilir, duvarlar da ses vermez bakarsın
güneş çekilir camlardan, paylaşılmaz sessizlikler başlar
sayılıdır bir günün, bir kapının sızdırdığı dostlar
rüzgar kokusu da sinmez üzerine bütün bir güz
saçların da unutabilir bu kış ilk karın dokunuşunu

(doktora bakılırsa bir omuzların açıkta kalacakmış,
bir de küçük göllerin kıyısında dolunay ovulmaya
alışmış yüzün, kara çocuğun gövdesine ırmaklar
taşıyan parmakların, ellerin, kolların bir de.)

belki aylarca doymayabilir alçı vücuduna

unutma ama, bir yürek alçı tutmaz
bir o tutmaz, bunu sen kanıtladın biraz da

esmerliğini kimsesiz köyevlerinden alan kız
güller ne kadar dayanabilir serum şişelerine

13
Dec

YÜREĞİNİN VURUŞUYLA

   Posted by: admin

ikiniz’e; artık “tören bitti”

mermi susuşunu aldım, başarısız suikastler hazırladım kendime

kar içinde geçtim ovalardan, gölgemi dağ kapladı
fırtınaya karıştırdı soluğumu sevgilim, savurdu tipiye

yüreğinin vuruşuyla sayardım aramızdan geçen göçmenkuşları
unutturdu yüreğini de, fırlatıp attı boynundan uçarı kokumu
ayaz vurdu, buğulandım kara saplanmış tren camlarında

artık güneş saati kullanacak mevsimlerden çok uzaktayım

tetik sesindeyim, düşüyorum küçük ihanetlerle yaralı aşklara

13
Dec

ÜRKEK BİR ANI OLDUM

   Posted by: admin

-I-

hep akşamı tutar günlüklerinde yitik çocuklar, bir kızın
vücuduna serptiği ışıklarda sabahı bulmaya çalışan bir cesur
çocuk da çıkar kimi zaman. (o’nun çığlığa çalan susuşunda,
seviştikten sonra bacaklarını karnına çekip oturuşunda,
kalkıp perdeyi aralayışında)

boşunadır çabası, bir cesur çocuk olarak adı hayatın yanlışları
üzerine kurulmuştur ve hiçbir şey yanlışlardan daha iyi anlatamaz o’nu.

her zaman hazır tutacaktır sevinçli yerlerine batırmak için bir dikeni

-II-

tren ayrıldı, unutuldum bir takvimin son yaprağında
kum saatinde bir ‘yitik çocuk’ olarak kaldım
zaman’ın dışında yer verilmişti, ne kadar sevsem de
sevgilimin gözlerine bir leke gibi bıraktım sessizliği
yazdıklarımdan o’nun kumral hayatına sızamayacak kadar usluydum

tren ayrıldı tuttum koyu bir karanlıkta, yırttım kendimi
resim oldum, ürkek bir anı oldum, artık kim olsa kırar beni.

13
Dec

İLKYARDIM BİLGİSİ

   Posted by: admin

temizyürek’li mahmut’a

bütün bir aşkyılı kapıştın siniruçlarınla
güneşe, kış geldiğinde yer açmak için
damarlarını ürküterek vücudunu dolaşan kanın
umurunda olmadı başka hayatları sürçmesi
cesaretin, alay konusu oldu
elini korkak alıştıranlar arasında
sen de cesur sandın onları
korkunu anlayacak kadar

göğüs kafesimdeki yetimim!
artık balmumu gibi keman yaylarına sürtüyorlar seni
sen ki hazırdın buna da:
jangarbarek milesdavis hacıtaşan ve yaylılar
bir bir boğulurken “bırakırsan ölürüm” gürültülerine
hazırdın sadece bir ses için aldanmaya
böylece dünya derin oyuklar açtı sende
kendi kalplerini bile stetoskopla dinleyenler
buna derinyara diyerek katkı yaptılar literatüre
ve güncelleşti ilk yardım çantası
gazetelerin eki olacak kadar

hem aşk, bazen sargı bezi olmanı ister üçüncü kişiye
bir başkasının doktoru olmak
kaldı ki en ciddi yoludur sağlığımızı korumanın
“neyin var” sorusunu ilk soran
bir bilen olur: kim ne kadar aşk ve güçten kalmış
kabul defteri açılır, kayıt yapılmış, gözlük camı buğulanmıştır
beyaz önlüklerin vilayetin önünde legale çıktığı bu saatlerde
tababetin temel bilgisidir, gözyaşlarını yeraltında tutmak

avucumuzun içinde oynadığımız iki taş bile ezebilir belki bizi

yine de her zaman huzur verir
psikiyatri kliniklerinde ziyaretçi olmak
çünkü acımak duygusu da bir haraç değil midir
bıçağı sapından tutmaya alışmış olanlar
ağzında yaşayanlardan bir armağan gibi alırlar bunu
gözler göstere göstere doldurulur
ve boşalır patlayan flaşlarla

patlar kalb
boşalır başını oraya koymuş doktor

13
Dec

İKİNDİLER KAÇIRIR

   Posted by: admin

kasabalar da ağlar, avuçlarına alıp ateşböceklerini
kızlar entarilerini yayarlar taşlık söyleşilerine
birbirleriyle dans ederler düğünlerde, öyle yalnız
esintimi gömerim toz toprak okul yollarına, yüreğimi
ateş böcekleriyle değişir yüreğim, şarkılar başlatır

kasabalar da ağlar, sığınıp vadinin serinliğine
anayı kent pavyonlarından yaralar çok çocuklu baba
rakıyı kuytu köşelerde çay bardağıyla içer
emeklilerin cep saatlerine bakışı, kanayan dudağım
vadiyle değişir dudağım, denize ırmaklar götürür

kasabalar da ağlar, sarılıp vardiya düdüğüne
alnımı akşama yaslayıp tıklarım camını
yağan her kardan sonra, yanlış evinin adresi
leblebi kavrulan sokaklar, işçi arabaları, çığlığım
vardiya düdüğüyle değişir çığlığım, ikindiler kaçırır

kasabalar da ağlar, sinip suğla gölünün kıyısına
benzin kokan minibüslerle koşarım yanına, kaçarım
oğlakların uzandığı dallarınla örtersin gözlerimi
turnalar kalkar yüzümden, girer çıkarlar güneşe
suğla gölüyle değişir yüzüm, sabahlara seslenir

13
Dec

YEMİN EDERİM

   Posted by: admin

Yemin ederim
sana bir şeyim yok
bugün ilk kez beni de güneşe çıkardılar
insan demek ki fışkırabiliyormuş
ipe intikam tanımı veren avludan
bıçağa dalgınlık süsü veren resmi
geçitlerden
işte hepsi için bunların
ayıkladım kullanmama gerek kalmayan
bilgileri.

13
Dec

UZAKLAŞIYORUZ KENTLERDEN

   Posted by: admin

ne derseniz deyin, durduğum yerde yaprak döküyorum

kaç aydır elimi alnımda tutarak konuşuyorum
geldiğimiz her yerden gitmemize bir var
gitmemize bir var, bir yer bulmalıyız kendimize

ırmak boylarında ceviz kokularına koşardık, UNUTTUK
günlerdir SİREN SESİ yapıyoruz DAL ÇITIRTILARINDAN
BAKTIKÇA kanıyoruz duvardaki RESİMLERİMİZE
eylüle BUL ANMIŞ bıçaklarla uzaklaşıyoruz kentlerden

adımızı soruyorlar, uzun bir şarkıda SUSU YORUZ
kolluklarımızı sakladık dağları gösteriyoruz YERİNE

günleri NE DE GÜZEL YA KIŞ TIRIYORUZ ALNIMIZA yoldaşlar

13
Dec

UKDE VE HEVES

   Posted by: admin

Hayatım, bir güle bakıştaki sırsın sen
Kim ikrar eder gözbebeğindeki foyayı
Kaç vartadan geçtin, bu kaçıncı badiren
Hiç biri hatırlamak istemiyor bu haytayı

Çığrında hışım var da, sus’sun sen hayatım
Sıyrığımda kar lekesi, kan sesi hışırtımda
Namluyla tetik arasında sızlayan aklım
Çekirdekte heves, ukdesin kovanda

Hayatım, gez’sen gözüm kalmaz arkada
Yeter ki yaramda ahın, canımda ahdın olsun
Minnet etsem ağırına gider, bühtan, ayıp bana
Bedendeki, arzuysa, tendeki ağusun

İtiraf et hayatım! üvey de olsak ikiziz
Birimiz cazip de, anlamadım hangimiz meczup
Yutkunmam ağlatır seni, ama sevincin galiz
Hicranı farfara ömrüm, kim her aşkta mahçup

Hayatım, kırkı çıkanım, kırk odada esir mecalimsin
Kırk zamanın kırkında boğulmuş siftah
Cürmümsün, iflahım, kadrim, katlimsin
Ne hesabımda bir açık kalmış sana, ne bir iştah

Belki
haz ve azap
Yine
sır ve sus
Ama
ukde ve heves

13
Dec

SON SÖYLEV

   Posted by: admin

bir kaç tuş piyano, üç nefes trompet
artık adrenalinden ibaret bir dünyaya karşı
kardım kendimi ve beynimi tuzlu suya yatırdım
kıvrımlarıma sıkışmış şehir suyun rengini bozmadan
ayıkladım kullanmama gerek kalmayan bilgileri

şu güruh! haplarla serumlarla kapıma dayanan
ruhuma kafesin ardında yer bulamayınca
kalbim için kan bulmaya çıkan çıtkıranlar
keşke elimi belime atıp bir konuşma çekseydim
ya da çekseydim gövdemi bir bayrak gibi göndere
sizin vicdanınız, benim yıllardır göz hapsim olan bu balkon
öcalmazdı böyle, ‘ sarkma oğlum düşersin ‘ diyenlerden

yemin ederim sana bir şeyim yok
bugün ilk kez beni de güneşe çıkardılar
insan demek ki fışkırabilirmiş
ipe intikam tanımı veren avludan
bıçağa dalgınlık süsü veren bir parmaktan
onlara mutluluk havası veren resmi geçitlerden
işte hepsi için bunların
ayıkladım kullanmama gerek kalmayan bilgileri

belgeler! yok bir kaç memurluk arşiv değeri
bir adres! 33 farleigh road north london
kanatıp durmuştu aylarca zarfları
ev! cranach strasse, berlin
rosa köşeyi döndü mü eline alırdı papilerini
sayılar
otuz altı onaltı
aylar
mart mayıs haziran
bağışladım hepsini ve bir ben kaldım tuzlu suyun önünde
günün anlam ve önemi, basın mensupları, televizyoncular
bir hayır kurumu gelip götürür bu koliyi

susturun şunları, tam burda klarnet girsin
belki tek bir solukta yanıtını bulurum
kimin çıkarınadır tenimin altında ne var merakı
saçlarımdan ayakuçlarıma uzanan şebekenin
sinir denen lastikler olması
kimin boynunda bir vakar tadı bırakır
bu soru da hışmım olur benim
hem başkalarının uykusunda rüya görmek
en büyük hünerim bugün bile
yine de kimseler istemesin bir kez daha bunu benden
çünkü hep sevişirken yumdum gözlerimi
şarkı söylerken bir de
olay çıkarmaya kalkmayın ben kesince sakallarımı
bütün vahşetiniz yüzüme alışıncaya kadar
itidalinizi geçitlerdeki lambalardan alıyorsunuz
sükunetiniz, işaret parmağını öpen hemşirenin zerafeti
eğer isyan gelirse aklınıza gelirse gecenin bir yerinde
en yakın nöbetçi devrimci kaç dakika şunun şurası

tamam, bir şeyim yok, iyiyim zaten sıra gitar soloda
hayatı kendiyle savaşta geçenler geçsin bu tarafa
amabusağlığazarardoktorları bizi bekliyor
izdiham yaratmayın, korkmanıza gerek yok doğaçlamadan
nasılsa hiçbir devrim yaşanmıyor ikinci kez

flüt sıra sende

iki arada
kızıl kıyamet
bir derede

13
Dec

SERÇE BALADI

   Posted by: admin

İki üvey kardeştir
yalnızlık ve gurur
cikcikciim cikciim
kim benzerinin eşidir
kuş suretini gökte arar

biri babasını hiç görmemiş
gururun babası mutsuzluk
cikciim cikciim
anaları işveli sevinçmiş
öldüğünde ikisi de çocuk

yalnızlığa sorsan abladır
gurura diklenmek düşer
cikciim cikciim
küçüğündeki nişan yaradır
ablası ayın altında üşür

yeryüzünden kovuldular
gökte adresleri yok
cikciim cikciim
kimin kanadı kimi sarar
arada acıdan bir boşluk

13
Dec

SAÇIMA DOKUNMA

   Posted by: admin

’saçıma dokunma’ diyorsun masal saçan bir sesle
ekmek gibi dilimlediğimiz yatak sarılmış bize,
bırakmak istemiyor
kasıklarını öperken ’saçıma dokunma’ diyorsun
dilimde gezdirirken seni,
’saçıma dokunma, n’olur’
kapısı açılan bahçene girerken bir daha, bir daha
anılar dökülüyor göksarmaşıktan

ikimiz de biliyoruz
bir çözsem saçlarını
bir daha söz etmeyeceğiz ayrılıktan
saatlerin saçları olsaydı sevgilim
bu kadar hızlı geçip gider miydi zaman
ah sevgilim ne diyecektim ben sana
aç pencereyi ve dışarıya bak
son gecemizde kar altında kuğular

13
Dec

RUYA VE ELÇİ

   Posted by: admin

kardeşiysem beyhude bulduğunuz her şeyin
her çocuğun uykusuna yetecek bir masal içindi
şimdi burda faldaki sıkıntı gibi kalmışsam
kalmamış rüyaya elçi olmanın başka bir yolu

telvede sokağa kabaran gönlümü
son kullanma tarihi geçmiş bir çatışmaya yazdılar
o da büyüdü ve prefabrik bir barikatta
adam gibi heder oldu

ezberimi harlı tutsun diye ifşa ettiğim
lav gibi bir sözcük
haşin sıfatını haketmek için bezendiğim
el yapımı bir kundak bile
boş yere medet umdu hışmımdan
keyfime bel bağlayan sabah serinliği
hafıza kaybı olarak kaydoldu hayatıma
da, inkarımdan şefaat beklenen görüşmelerde
bir inat gibi sıyırdım tutanakları
söz buldum, şerrime yakışmadı
küs oldum, ihanetime yaramadı
tek varlığım kaldı elimde, o da
armağan oldu Türümün varlığına

aylar önce sana bir kıpırdanmadan sözetmiştim ya!
buydu işte son hayal kırıklığım
itaatimden beklenen bütün umutlar tükendi
iptal edildi bozgunuma düzenlenen seferler
buymuş demek kesilmiş iflahım
serumun iğnesindeki pıhtı, buzlu sudaki tuz
ve uykumda kurduğum cümlelere
yorulacak bir hayır da yok artık

hikmetinden zeval olmaz ey hayat!
ben aslında kendi Ayaz’ıma Elçi oldum

kendi yangınımdan nifak çıktım

hayat ben seni Rüya’ya esirgedim

13
Dec

PİYANO SOLOLARI 5

   Posted by: admin

sürdürebilir miyim bir aşkı ayrılamam korkusuyla

piyano soloları

13
Dec

PİYANO SOLOLARI 4

   Posted by: admin

kullandığım her mum aydınlatıyor dibini
yanıyor yatsıdan sonrada, her an sönebilir diyerek

kara gözlükler takarak doğruluyorum kendimi
beş mevsimdir yeşil ışıkları duruyorum
kırmızı ışıkları koşuyorum kimseler görmeden
yalnızlığıma hazırlanmış sözlüklere başvuruyorum
kanını içine akıtmış aşkları anlatmal için

bütün sonlar küçük unutkanlıklarla başlıyor
her zaman bir kumral oluyor küçük suçlarımın ortağı

13
Dec

PİYANO SOLOLARI 3

   Posted by: admin

bir saçak altında bileklerine yapışıp söyledim bunları
‘her sabah çiçeklerle, serçelerle resim çektiriyorum
dudaklarına dokunsam yine sular yürür ellerime
yine panayırlar kurarım yüzünde, meddah oynarım

çimlerdeki nar lekerlerinden bulur, gideriz yolumuzu
beyaz izler bırakırız ardımızda beyaz gömleklerimizden’
gecikmiş sözlerdi, tırnaklarımı yiyerek kaçtım uzaklara

13
Dec

PİYANO SOLOLARI 2

   Posted by: admin

2
çok önce miydi, elimizdeydi bir masada saatlerce susmak
boynumuzda güvercin gölgeleriyle kalkardık çınaraltından

gelirdin, su çağıltısını çoğaltırdın adımlarınla
kandilin fitilini kısar, rüzgarımla çözerdim saçlarını
omuzlarından topuklarına dökülürdü elbisen

çok önceydi, kulak memelerine koşacak kadar haylazdım
kirpiklerinden yüzüme dökülürdü ay kırpıntıları

13
Dec

PAPATYALAR YORULUR

   Posted by: admin

sevemem, süngerci vurgun yer güneyde, deniz
üstüne kapanır

gözlerimden köpek balıkları geçer, dudağım uçuklar
ahtapotlar yapışır sözcüklerime, dilim tarazlanır
ağzım kurur, sıcak poyrazla boğulur deniz kızları
antalya da sıkar, yaz akşamları faytonlarını çalar kaçarım

sevemesem mum yakarım yatıra, ihtiyarla dost olurum
çaputlarımı bağlarım o ağacın dallarına, allı yeşilli
‘ seviyor mu sevmiyor mu ‘ papatyalar yorulur parmaklarımda

cebimdeki bozuk paraları öptürürüm havuzun sazanına
rize de sıkar, koynuma kaynar çaylar çalar kaçarım

sevemesem akrep çaresiz ateşe verir kendini
karınca aksar, sesi kısılır ağustos böceğinin
bülbül kekeler, serçe öksede kalır, tay topallar
ördekler havalanır düşünce sabah gölüne avcı gölgesi
seydişehir de sıkar, şakaklarımda akşamla kapını çalar kaçarım

kaç kentin kapısına yapıştırdım bu korkumu, bak
söküyorum

uzanıyorum ırmağın kıyısına, göğsüme yıldızlar kayıyor
ladese tutuşuyorum arabanın altından kurtulan kediyle
kırkikindilerle inatlaşıyorum, şımarmasını öğrenmiyorum
bahardan sıyırıp en yağmurlu yerinden sokuluyorum
mayıs’a

13
Dec

OTOBÜSTE UYUYAN SERÇE

   Posted by: admin

uyku bir kusur gibi duruyor kirpiklerinde

ve rüya şimdi sende, bir aldanıştır hayata

keşke bu rüyanın hırsızı olsaydı çocuk
kaçsaydı ya da gömseydi başını göğsüne
onu uykuna al çocuk, çalma!
kalbinden başka mülkü olmayanların
yoktur rüyadan başka paylaşacağı
- CİKCİKCİĞİM CİKCİĞİM

13
Dec

KİPRİKLE KOYNUNA

   Posted by: admin

zar attım, fal açtım, rüyaya yattım
bu paydos vaktinde
şans talih kader kısmette
teneffüs saatinde
beslenme çantasında
leblebi tozunda
niyetimden kayan yıldızda
nefesimdeki canda
uykuma doymayan kuşluğumda

uyandım

dünya beni kaybetsin
de, hayat kazansın
aşk beni kahretsin de
bir sevap kazansın, diye
kurşun döktüm

hasetten kaçarken tutulduğum kumkuma
vehimden çıkarken yakalandığım vesvese
biri kaybolunca öteki kaybeden:
birinin ayağı kayınca diğeri düşen:
tutku ve şüphe!

deprasyonum
sana armağan olsun doktorum
kanımdaki alkol
Kirpik ucumdaki esrar
kalbime anjiyo ve beynime MR’dan
medet uman marazım
varsa peşimden gelecek promil
borcum olsun paranoyam
zaten bir farkım mı kalmış tenhamdan

gazetelerin taşra bakısında Kayıp
mahkeme ilamlarında gaip
otobüs duraklarında resim
bir yanağım öbürünü yırtmış
bütün telefon numaraları
cehennemime kayıtlı
bütün yollar invizama çıkıyor
bütün izler zulama

belki bir tenezzülüm kalmış zıvanama
belki bir şefaat!

vaat et ey hayat!

ya ücrama sür beni
ya da boğ beni koynunda

kalmasın arkada gözün

ya kaydından düşür
ya da al Kirpikle koynuna