Archive for the ‘Ahmet ERHAN’ Category

11
Oct

ÖLMEK YASAK . .

   Posted by: admin Tags:

Yaşamak, yeni bir emre kadar yasaklanmıştır.
Bundan böyle kimse soru sormayacak.
Şairlerden ve peygamberlerden
çekmediğimiz kalmadı bunca yıl,
başımıza gelmedik bela…
Tarih konuşuyor, dinleyin!
Kapılar sürgülenecek ve özellikle geceleri
kimse sokağa çıkmayacak.
Gelecekten ve güzel günlerden söz etmek serbesttir;
ancak, simge olarak “güneş” kullanılmayacak.
Herkes kimlik kartına,
kullanıldığı maske sayısını da eklesin.
Çünkü her biri için tarafımızdan vergi iadesi uygulanacak.

Şair konuşuyor:
- Ölmek, yeni bir emre kadar yasaklanmıştır!

11
Oct

ÖLÜM BİLE

   Posted by: admin

Ölüm bile geç kaldıktan sonra
Bütün ilkleri sona bırakmanın belki de tam zamanı
Ben her şey bir ırmaktır sanırdım
Bunun için günlükler tutmaya kalktım
Ve tarihleri karıştırdım nasıl da

Aldım şapkamı gidiyorum şimdi
İniyorum kentin çekirdeğine
kendime yeni dalgınlıklar buldum son günlerde
Dev yapılar ufuk çizgisinin önünde birer parmaklık gibi
Kırmaya kalksam çocuklar uyanacak
Ben odama döneyim en iyisi

Öyleyse nice yağmur
Niye bir kız saçı gibi sokaklarda
Aynaya baksam kalbim görünür
Aklımda gitgide büyüyen yara
Bir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürür
Ölüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra

11
Oct

ÖLÜMÜN SÖZLÜĞÜ

   Posted by: admin Tags: , ,

Yirmi dokuz çeşit ölüm buldum, bir de sen düşün
Artık yağmur altında mı olur
Nasılsa gözyaşları yosun tutmaz
Bellek denen o orospu,
ardından koşturur da kimseyle yatmaz
Bir gün gidenler de unutulur

Kaç şiir yazdım ki ölümden söz eder
Kimi görsem “daha ölmedin mi”,
der gibi yüzüme bakar oldu
Arapçaları, İtalyancaları, Türkçeleri ayıramasam da
Sıfat, fiil, ad, zamir
Ölümün sözlüğüne çalıştım, yıllar boyu

Ey fiilden türeyen ad
dudaklarıma yakışsan da,
bedenime bir türlü yakışamadın gitti
kulağa bunca hoş gelen bir sözcük olmasaydın şu Türkçede
Başka bir şair olurdum belki
Belki değil, kesin
Ölüm
ölüm
ölüm

Yirmi dokuz çeşit ölüm buldum, bir de sen düşün
Aklın kesiyorsa eceliyle ölmek gibi
Ben yer veremedim bir türlü
Yakıştıramadım bunu Türkiye’deki ölümün doğasına
T.D.K. da kapatıldı işin kötüsü…

11
Oct

ÖYLESİNE BİR AŞK ŞİİRİ

   Posted by: admin Tags:

Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Akasya yüklü kervanlar geçer
Çan sesleri arasında bir fener
Yanar söner yanar söner yanar söner
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Kentin en kalabalık yerlerinde
Dört nala koşan bir at gibi
Çılgınlığa akan yalnızlığa ölüme
Yazılmış şiirleri yeniden yazmak bütün
Hayatı teğellemek yepyeni bir güne
Ve sonra sökmek uzun uzun
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Yalnızlıktan gelir yalnızlıklara gider
Düşülür her şeyin altına bir tarih
Soluksuzum günlerdir geceler uzar
Yaşamak dünyayı ödüllendirmektir artık
Kendimi öldürdüğüm yerlerde beni kan tutar
Başıma gelecekleri bile bile yürürüm
Hilton Oteli’nde hu çekerim huu…
İşte hırkam ben de bir dervişim
Asamı vestiyerde bırakmak zorunda kalırım
Nescafeyi konyakla kardığım günler gecelerdir
Bakarım gözlerine eğnim silkelenir
Döktüğüm acılar yıllar kederlerdir
Alnıma bir avuç tuz atılır düşünemem
Konuşamam ağlayamam bağıramam
Neden gece her gecenin ardından gelir
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Gözlerin tarihçesi yaşayıp öldüğümün
Ihlamur ağaçları altında bir Saraybosna hatırası
Sen ben ve Deniz bir de rüzgarın örttüğü gençliğimiz
Sen ben ve Deniz. Sen ben ve Deniz…

11
Oct

ŞAİR

   Posted by: admin Tags: ,

Gözyaşım katmerlenir avucumda
Bir gül açar delimtrak
Kalbim göğsümdeki payanda
Bu gece sarılıp yanyana yatsak

Yalnızlığı savuran şu sokaklar
Tekil ayak seslerinin çoğul sessizliği
Ülkenin damarlarına ekmişler
Bir ölçek korku, bir ölçek ölü gözü

Ve Türkiye’de şair olmak
Her ahval ve şeraitte gülünç bir şeydir
Çünkü vatanın bütün kaleleri zapt olunmuş
Ve bütün tersanelerine girilmiştir

Yağmurum kalakalır kapımda
Yarımyamalak bir hüzün rakıyla çiftleşir
Salaş meyhanelerde yüzler morarınca
Yalnızlığım aklanır, süt gibi olur.

Ve Türkiye’de şair olmak
Gerçekten gülünç bir şeydir: Kutuplarda yangın!
Kalbim, bugün başka biriyle çıkma,
Kötüyüm dalsızım duraksızım…

11
Oct

ŞAİR OLMAK ZARAR ÖMÜRE

   Posted by: admin

Şiirler yazdım, türküler söyledim
En çok birilerini sevdim, en çok
Aynalara sürdüm yüzümü olur olmaz yerde
Dişimi çiçeklerle biledim

Yorgunum diyorsam da inanma, değilim
Yaşarım daha yıllar yıllar
Ellerim hep böyle yaramın üstünde
Acının tarihini düşerim

Işık karanlıktır nice
Ayırabilirsen ayır elin erdiğince
Ben bildiğimi söylerim
Şair olmak zarar ömüre.

11
Oct

ŞAİR, DÜNYA SANA KÜSMÜŞ DİYORLAR

   Posted by: admin

Şair, dünya sana küsmüş diyorlar
Sen barışamazken kendinle bile
Her varlık beyninin bir uzantısı olsa, neye yarar
Çığrından çıkmış bu evrende?

Doğanın bir anlık dalgınlığından doğdun
Suyun, toprağın yalnızlığından
Hep kendi içinde yürür durursun
Tanrıların gücenik kalması bundan

Kumdan kaleler yapıp, bozmakta üstüne yoktur
Beş duyunu yüzle çarptığın görülmüştür
Şimdilik yirmidört bilinmeyenli bir denklem
yaşamın
Bir gün elbet aylara, günlere de bölünür

Şair, dünya sana küsmüş diyorlar
Enlemleri, boylamları birbirine karıştırdığın için
Bizimle uzlaşmadı, diye bağırıyor dini bütün olanlar
Sonun kötüye varacak, bildiririm…

11
Oct

UYKUSUZ LEYLİ

   Posted by: admin

Leyli okudum ölümün okulunu
Beştaş oynayarak yıllarla
Yüzümde mecburi hizmet solgunluğu
Uçkuru düşük bir acının ayazında

Leyli okudum… aklım karışık, bıyıklarım gürdü
Ömrünü parselleyip, alkole imar izni çıkartmakla
uğraşan
Bir memur, dayardı yüzüme yüzünü
uzun uzun içerdik her akşam

Leyli okudum ölümün okulunu
Ben çalışkanıydım intiharların – ip, ilaç ya da
sınıfta kaldım, okşadım diye oğlumu
Tayinim çıktı hayatın doğusuna…

11
Oct

YALNIZLIK

   Posted by: admin

Yalnızlık, yalnızlık
Bari sen elimden tut
Geceyarısı aynalarda
Suçlu ve ezik
Gözlerim kan çanağı
Cinnete dönüşen bir dinginlik
Duruyorum karşında

Şarap taşlaşıyor
Midemde ve beynimde
Mavi mavi tüten sigara
Giderek mora çalıyor
Yalnızlık, yalnızlık
Bari sen elimden tut
Suflör kullanma
Dost seslerini dudağınla ısıtıp
Gece hep aynı gece
Karbon kağıdıyla çoğaltılmış
Gibi kara ve soğuk

Ellerim beynime alkol serpiyor boyuna
Niye böyle, neden
Sormuyorum artık
Yalnızlık, yalnızlık
Bir kez olsun kuğuların türküsünü
Tersinden söyleyeyim
Ölümse ölüm
Yaşamsa yaşam
Ayna hep ayna ayna…

11
Oct

İKİ KÖŞELİ YALNIZLIK

   Posted by: admin

Gökyüzüne asılı kalmış bir yankı
Arıyor kendisini bırakan ağzı
Yeniden,yeniden sesini bulmak için

İki köşeli yalnızlığın bir ucunda sen,bir ucunda ben
Birleşip ayrılıyor çizgilerimiz
Hangi boyuttan koparılmıştık ki biz

Anı bile yok,ses,koku bile
Bir elin yazdığını öteki el karalıyor sanki
Silgiler hatırlıyor,kalemler unutuyor bizi…

11
Oct

İKİGEN SONSUZLUĞU

   Posted by: admin

Ben her fırtınaya bir kanat verdim
Yollara düşemediğim bundandır şimdi
Nicedir silindi defterimden
Özgürlük diye bir sözcük, üç heceli

Her duyguda bir ikigen sonsuzluğu
Ne yapsam birbiriyle hiç kesişmeyen
Kendimi savurduğum sularda
Anaforlanarak geri dönüyor birden

Yalnızlık diye bir sözcük, üç heceli
Sen kaleminle bir daha geç üstünden

11
Oct

İLK VASİYET

   Posted by: admin Tags:

-Oğlum Deniz’e-

1
Ben bütün yenilgileri yaşadım
Kalmadı sana hiçbir şey
Oğlum, biricik muradım
Bir su damlasıdır kapıyı gözler

Tükürür gibi bakıyor yüzüme dünya
Kırılmış ağacımın o tek sürgüsünü
Oğlum, biricik muradım
Benden ötelere döndür yüzünü

2
Uzun bir sözcükse ömrüm
Oğlum, son iki hecesin sen
Günüm geceye ilikli
Yanımda yok bir kimsem

O küçücük odada soluğun
Mavi resimler çizer havaya
Avludaki kiraz içini çeker
Elma, armut, akasya

Artık evin erkeğisin sen
Erkencisin bu konuda
Seninle büyüyecek bil ki
Uzaktaki şu baba

3
Geçip gidiyor günler
Boğuk bir sis altında
Elimin ucunda defter
Köpürüp duruyor boyuna

Ne yazdımsa oğlum
Bugüne kadar böyle
Sanki bir yaz günü
Savruldu akşam esintisinde

Geçip gidiyor günler
Evim uzak, yol yakın
Ölüme kedere, acıya
Cennet, cehennem, intihar…

4
Gecenin son otobüsü
Hoşçakal oğlum
Alnımda bir seğirme
Yüreğimde hüzün

Gecenin son otobüsü…
Şimdi soluk bir ışık
Gençliğimin kenti
Dönüş yok artık

Gecenin son otobüsü..
Götür beni uzaklara
Gecenin son otobüsü
Oğlum gelir nasılsa

5
Yağmurun diliyle konuştum
Uzandım taşların eliyle
Oğlum seni düşündüm
Galata’da eski bir evde

Denizin dikeninde uyudum
Uyandım ter içinde
Oğlum seni düşündüm
Geçmiş zaman kipinde

Yolların arklarından baktım
Gözyaşların merceğiyle
Oğlum seni düşündüm
Hasretlerin ikliminde

Deniz…ölümde bile…

6
Oğlum unutma adını
Sana boşuna konulmadı o
Oğlum unutma adını
Göğe çizilen resimleri hatırla
Oğlum unutma adını
Dağları teğelleyen suları
Oğlum unutma adını
Kardeşliği, cesareti ve yanılgıyı
Oğlum unutma adını
Tarihe karşı yürüyen bedenleri hatırla
Oğlum unutma adını
Ve tarih olan sonra
Oğlum unutma adını
Hep ipte olacak boynun
Oğlum unutma adını
Yaralı, acılı bir yurdun
Oğlum unutma adını
Kanı, çiçeği olarak…

Deniz…unutma adını…

11
Oct

ÖĞÜT . .

   Posted by: admin

Duvarlardaki kurşun deliklerini
Çiçeklerle kapla artık
Eve erken dönersen iyi olur
Öyle çok düşünme geceleri
Yurdumuz, kimsesizlik, yoksulluk…

Birahaneler sigara dumanı,
Parklar, çimlere basmayınız
Yollar daha kalabalık
Bir şey eksik, bir şey eksik
Diye düşünmesen iyi olur
Bu şarkı kırık dökük
Nasılsa sensiz de bir son bulur.

Ama şimdi biliyor musun
Mezarlıklara yürü artık
Ne kadar genç ölü varsa
Ölüm tarihlerine bu günü yaz
Sonra ağlasan iyi olur
Sustuk, kendi içimize gömüldük
Anlıyor musun biraz…

11
Oct

SON DAMLA

   Posted by: admin Tags: ,

Her bardağı taşıran bir son damla vardır
Toprak gelince ölümle, meyhanelerde bir koltuk daha azalır
Damlaya damlaya gider Ahmet Erhan, sel olur gelir ölüm
Hayat buysa eğer, meğer ki aldatılışım.

Yalnızım… sokağın zulasında bir köpek gibi kaldım
Islak bir köpek gibi ancak sabahla ayılır
Sürüklene sürüklene götürülür Ahmet Erhan
Komiserim, tebdil-i hayatta şiir vardır

Şimdi bir ölsem ve artık hiç konuşulmasam
Çocuğumun belleğini kefenimle silsem
Anlamam ki nicedir yaşım murada ermiş dölüm
Neden her çocuğun ille de bir babası vardır

Oğlum, zaman ağır, gün ağır, gece acıya aşinadır.

11
Oct

SULU AYNA

   Posted by: admin Tags:

Kalbim, sen hâlâ burada mısın?
Şol bedende gurbette mi, sılada mısın?
Alkol, taşikardi, panik atak
Maceran bir gün tıp dergilerini çalkalayacak
Kalbim, sen hâlâ burada mısın?

Aklımı avuçladığım yerdeki o kanrevan kahrım
Sevgilim ki, adının ilk harfini ancak hatırladığım
Ağaçlara kazımak için şimdi kim uğraşacak?
Ama yine de bir resmin olsaydı dönüp bakacak
Gözlerime bulaştığı anda suluaynaların

Kalbim, sen hâlâ burada mısın?

11
Oct

SUNU

   Posted by: admin Tags: , ,

Bedenini bir dünya haritası gibi dizlerime
Serip de, yollar aradım yürümek için

İçime çekmek için hava, koklamak için çiçek
Ve bir kadın, yaşamı benimle bölüşecek

Sevdiğim şeyleri sevecek, bir incir ağacından
Damlayan süt dolarken memelerine

Çocuklar doğuracak, kara gözleri
Dünyaya bıkıp usanmadan sorular soran

Kendiye yüzleşmekten çekinmeyen, doğayla
Ve insanla sonuna dek barışkın…

Yüzünü ak bir kitap gibi ellerime
Açıp da, umutlar aradım yaşama ilişkin

Uçurumların yamacında kök salacak ağaçlar
Boğulanlara uzanacak bir kol belki

Bunun için sevgilim, seninle başlattım bu şiiri.

11
Oct

TEDİRGİNLİK

   Posted by: admin Tags:

Bir tek insan bile geçmiyor sokaktan
Ay verimli bir sarmaşık gibi titreyerek
pencereme dolanıyor
Rüzgarda hışırdayan kağıt parçacıkları
Bana, ayaklarını sürüyerek yürüyen birinin
seslerini getiriyor

Yorganı başıma çekip büzülüyorum yatağımda
Karnıma dayayarak titreyen dizlerimi
Bir anda silah seslerine dönüşüyor
Ötede, bozuk bir musluktan damlayan suyun sesi
Ve kurşunlar mekik dokumaya başlıyor evin içinde
Perdeler yere iniyor, duvarlarda derin izler
Çiçekler havaya savruluyor, yalnızca upuzun
bir gövde kalıyor geride
Camlar kırılıyor, kitaplar delik deşik
Ve son kurşun beynimi dağıtacağı an
Uçsuz bucaksız saçma bir sessizlik
Kalkıp bakıyorum, hiçbir şey olmamış
Her şey şaşılacak kadar yerli yerinde
Masa, iskemle, yarım kalmış şiirlerle dolu
kağıt tomarları
Ve içindeki çay artık iyice soğumuş olan eski
püskü bir demlik…

Sessizce giyinip yüzümü yıkıyorum
İlk gürültülerinde yeni bir sabahın
Kapının önüne bırakılmış bir gazete, koridorda
çocuk sesleri
Dışarda gökyüzü alabildiğine derin
Bir kahveye oturup dostlarımı bekliyorum
Seyre dalarak, bir çay bardağının içindeki
Sakin, gülümseyen bakışlarını gözlerimin…

11
Oct

TÜRKÜ

   Posted by: admin Tags:

Uyandım, dağlarda duman
Ovada sabahın tütsüsü

Deniz ürperiyor uzaktan
Koynunda güneşin gülü

Kanat kanat dağılsam
Unutmam kendi göğümü

Gelirsin bana sulardan
Yüzünde yosunların tülü

Yaşamak, seni seviyorum
Demenin başka türlüsü..

11
Oct

TÜY VE BUĞU

   Posted by: admin

Sen, benim tüylenmiş yerlerimin konuğu
Sen ki penceremde donmuş o buğusun
- incesu pazarına yolun düştü mü hiç?
Ne ilgisi var deme, sen o renklersin
O damar damar domates, patlıcan moru
Bağırtısı Kürt Halil’in, birdenbire patlayan..

Oturdum, yağmuru içime doldurdum bu akşam
Sanki bir şey olmadı, biraz gözlerim söndü
Onlar dağlanan gönlümün dünyaya açılan yanı
Baktım baktım seni gördüm, baktım baktım
Sen, benim tüylenmiş yerlerimin konuğu
- Buharlı trenler çağına yetişebildin mi?
Üşüye üşüye kömür ayazında kavruldu tarlalarım..
Ne ilgisi var deme.. yapayalnız kaldım..

11
Oct

UÇURUM .

   Posted by: admin

Aklımda kayalar kopuyor, duvarlar yıkılıyor
Yüreğimde, kuruyan bir ırmağın yatağındaki
boşluk
Ayak izlerimi bırakmaya çalışıyorum taşların
üstünde
Kimsenin arayıp bulamayacağı bir adresim var artık.
Dostlar da çekilip gidiyorlar hayatımdan
Yürüdükleri yollarda arıyorum anları,
Sevdikleri kıyıların gözlerinde
Kendi sularınca boğulan bir denizim ben
Kendi taşlarınca zapt edilen bir kale
Başımı avuçlarıma alıp sıksam ne olur
Çıkarabilir miyim beynimdeki o kara suyu?
Bir çiçek tarlasına dönüştürebilir miyim?