Archive for the ‘Adnan SATICI’ Category

13
Aug

ÖLÜ BİR GÜRÜLTÜYÜM

   Posted by: admin

Büyüdüm ey girdap, yanılmayan yasa büyüdüm

Bedelsiz bir askerim ve senin surlarında

Cankuşum kafesinde, yüreğim yurdunda değil

Selinden kopan bir damlayım, yitmek yolunda

Birgün kavuşacak toprağım da yok

Sonsuz boşluğa dökülüyor kanımın şelalesi,

Ölü bir gürültüyüm yalnızca

Ya da bir ölünün çürüyen sesi

Çürüyorum ey girdap, ürkülecek yanım yok.

 

Pusatsızım ey yasa, hançer belimde değil

Boğazımı paslı bir hırıltıyla yırtıyor gurbet

Tanık yok. Oysa kentin ortasında cinayet

Sinsice gizledim katilimi yüzümün gölgesiyle.

Duyarlı çocuklar uykusu için

Katlanmaksa bu işte.

Düşürmedim gecenin tenhalığına beyaz bir leke.

Katlanıyorum ey cani ey kahreden açlığım

Umarımı eriterek geçen günlere

İntiharı düşünsem; ne bir şakağım var, ne de bir mermi

Sormuyorum bile birgün… Birgün biter mi?

 

Sormuyorum bile. Su olsam döner miyim

Koptuğum dağlarıma, en derin yatağıma

Güz öncesi resmime, en eski çerçeveme

Anlıyorum ey yasa, yargıçlar yanıtlamaz

Kırık bir asa olur, körün tek karşılığı

Attığı her adımı saydıran kaygı

Dönmekten vazgeçmeyi bile yasaklar.

Olmadı öyle bir şey, o geçmiş yoktur

Bin kez daha tövbeler, beni bağışla

O geçmiş yoktur… O geçmiş yoktur…

Koru ölü sesimi ey çağdaş dua.

 

Olmadı öyle bir şey, tek bir çiçek vermedim

Filizi olduğum ilkyaz anaya

Yollara düşmedim hiç, dağlarda ölmedim hiç

Kanayarak söylemedim hiçbir şarkıyı

Sevmedim hiçbir şeyi, bir şeyden iğrenmedim

Bu kadarı yetmez mi yüzümü anlatmaya

Olmadı öyle bir şey, öyle bir geçmiş

Dayadım ağzımı kuruttuğun çeşmeye

Çıldırırsa bilincim suyu beklerken

Küflenmiş tırnaklarım çökerse gırtlağına

Suçsuzum ey yasa

Çünkü bütün ölüler dışındadır yasanın.

13
Aug

LİRİK TEZLER

   Posted by: admin Tags:

I/ Ç o ğ u   K e z   K a y b e t m e k

 

Büyük konuşmamalı insan birgün yenilebilir

ıssız bir patikanın dar bükümünde

neler bekler insanı kimler karşılar

belki güneş yağmuru belki çığ

 

Mızıkmasın kimse; kağıtlar eşit dağıtılıyor

zardır bu; herkese altı yüzü var

tek yumurta ikizidir her olasılık

çoğu kez kaybetmek iyidir kazanmaktan

 

Ne diye taşımalı gurur denen urbayı

masada bırakmalı yük sayılan ne varsa

eşeğini sırtlamış Nasıralı’dan

herkesin alacağı bir ders olmalı

 

 

II/ S e n d e n   B i r   A d ı m   S o n r a   A n c a k

 

Diyorum ve seni izliyorum hiç erinmeden

dokunduğun her çalıya bir tutam yapağı bırakarak

soyunup serildiğin kumsala ulaşıyorum

senden bir adım sonra ancak

 

Kâşif dediğin sevdiğinin acemisidir

daha önce yürümediği yoldur aşk

daha önce görmediği düştür gövdesi

höyük altında gömülü şehir

 

Ki her kalbin mimarı kendisidir

örneksiz çizer sevda projesini

aksak bir kalemle ilerler sayfalarda

yaşamaktır gönyesi iletkisi

 

Aynı dili konuşabilseydi adaş dağlar

Büyük Ağrı’da da işe yarardı

Küçük Ağrı’ya çıkma deneyi

Şirin sarptır Leyla engin. Aslı dik

 

Bundandır Kerem’in Ferhad’a benzemediği

 

 

III/ B u l a n ı k   A ş k,  Y a r ı m   T ü m c e…

 

Bu benim esrik yazım durmadan yalpalıyor

derinliği bulandıran kıpkızıl mürekkebim

çağırır gibi sessiz bir gülümseyişle

bir şeyler mırıldanıyor anlamıyorum

 

Sanki gelme diyor, sanki gel diyor

varınca kapısından kovuyor beni

umudunu kesme diyor falıma bakan teyze

başka türlü düşünüyor kalbin telvesi

 

Bulanık aşk, yarım tümce, böyle de iyi

keskin ışıklara sırtını dönmüş ayna

geri çeviriyor saygıyla sunulan giysileri

yapyalnız, çırçıplak bir belirsizlik

 

Bir şeyler görünüyor yine de çift taraflı aynada

bir yüzünde ergimiş ruhun ötekine aktığı

ne demektir bu, hayra yoramıyorum

bir yüzünde ellerimi bıraktığını

 

 

IV/ K a v u ş m a k   G i b i   A y r ı l m a k  d a…

 

Kıyıya set çeken kayaların üstünde

yırtıcı bir hayvanın kanlı ayak izleri

vurmuş da biri; biri yarasına sarmış da gibi

takılıp kalmış acılı bakışları geriye

 

Ve hançer ürpertisi ipeğin yüreğinde

bir zamanlar dağlandığımı anımsatıyor bana

geriniyor kendini içimde unutmuş pençe

hayli karışık rüya sona eriyor

 

Gerçi bir an olsun aklımdan geçirmedim

neye varır diye bu işin sonu

yenildiğim için pişman değilim

yerlerde sürüklediğim için gururumu

 

Biraz üzgün biraz kırgınım ama

kavuşmak gibi ayrılmak da senin eserin

sormasın mı, yakınmaya da mı hakkı olmasın

korkusunu saklayan kör cesaretin

 

Aşkım… aşkım… niçin beni bıraktın.

 

 

(…)

13
Aug

DOĞU BALADI

   Posted by: admin Tags:

derinlik olmayı sürdüreceğim bu sığ denizde

bir halkım ben, dünyanın kalbinde paslı bir hançer

kabuk bağlayan yaranın altında kaynayan irin

yurdumda konuk, içimde tutsak, uğraksız göçer

 

bir derinlik hepsi bu, başka hiçbir şey

saklı bir yanardağ olmanın kendisiyim ben

doğuda, ellerinizden çok uzaklarda

binyıllık bir uykuyu ölerek silkeleyen

 

halkın derinlik olduğunu kim söylemişti

söyleyin nerde seceresi yitik soyum, nerede derinliğim

siliniyor ölü ceylanın derisindeki mürekkep

avcı burda ey bilici ya ben nerdeyim

 

yurdumun olmayan denizlere taşınan toprağım

parçalanan kayayım bin parça eşkiyadan

çoğalan bir korkuyum, bin parça yoksulluk

ve kan… denizlere akan, denizlere, yurdumun olmayan

 

uyruksuz mu denir limanı olmayan gemilere

limanım yok, tutulduğum bu çağdaş fırtınada

ışığım yok, dört yönüm karanlık bir pusula

uyruğum yok, sığmıyor kavmim koca dünyaya

 

umudum uygarlığım, ey bayrak, ey bayraktar

ovalara bir dağ mağrurluğuyla inerken yeşil

vuruldukça güzelleşen alnın ki, gül rengi

güneşi ince kanadında sürükleyen esenlik rüzgar

 

n’olur ölme artık, ölüp ölüp terketme beni

ey ölür gibi yaşayan bir halkın derinliği…

13
Aug

BİN YIL DAHA ÜLKESİZ

   Posted by: admin Tags:

Nereye

O uysal saçlarınla nereye, hem sen nereye

Nereye ey gözleri gurbet

Sınadım kendimi bir başka biçimlerle

Her iklimde dondum, her aynada hiç

Yüzünü dön

Yüzünü dön

Can aynam paramparça…

 

Nereye

O atlarla nereye, hem sen nereye

Nereye hiç dönmeyecekmiş gibi böyle

Ardından kanım akıtır kendini gittiğin yere

Çeviremem önünü kırılmış ellerimle

Yüzünü dön

Yüzünü dön

Düğüm at damarıma…

 

Gidersen

Bin yıl daha ülkesiz bir çocuk kalır

Yıldızsız, pusulasız, mülteci, kanamalı

Gidersen fırtınada en ince söğüt dalı

O sabah kırılırım toprağıma düşemem

Yüzünü dön

Yüzünü dön

Gülümse baharıma…