Archive for the ‘Adnan ÖZER’ Category

11
Oct

\

   Posted by: admin

11
Oct

Gizledikçe Aşk

   Posted by: admin Tags: , ,

Kışın soğuk balıktan günlerini sayıyorum ağımda.
O yaza hiç dönülmeyecek!
O başlatılmamış, o varsayılan ortasında yasanmış sevda
yakılmamış bir mum gibi aklımda.
Kesik ağzıyla suları iğrilten
boğaza karşı durup da
oraların kuşu yalıçapkınını hecelemiştik
beyaz bir yelkenli geçisiyle sulara.

Kışın vurgusu açık, bağımsız bir ses,
esiyor bize değmeden, bizden almadan
hiç uğramadığımız biryerlerden doğruca.
Uçuyor cinsiyetin kindar ağzıyla.
İbret olsun diye savuruyor
uzaklara bir meddücezir haritasını.
Ne uzanma, ne geri çekiliş;
biz varsayılanın ortasında
iki içine işleyen zaman,
iki uyurgezer nokta.

Şimdi sen bile bu şiir için
çeperleri kapanmış, kendi başına bir ses,
kışın soğuk balıklardan takviminde
sadece kendine dökülen bir yapraksın.

Yaliçapkını yeni bir sözcüğe uçuyordur şimdi
bilmediğimiz bir lügatta.

11
Oct

Kafileler

   Posted by: admin

Ne arıyorum çarşıda
tezgâhlardan düştü ellerim
ne alıp ne satmaya
uzun sokaklar düşlemek benim işim
yaza bakan, kireç boyalı
koştursun güneşin limondan atları
alkışlanarak
çırakların çürük lastik kokan nefesleriyle

kimin aslıyım ben
ne yüz oldum ne ayna
azdı gençliğim
aya doğru tutulan çarşaflar arasında
anladım hep aynı kadındır sokaklar
yokuşlar gevşemeyen orospular
ne pamuk ne de zambakla

tarih olsun diye geldim buralara
son kez Ferat’ta yıkadım saçlarımı
billûr çıkardım eskiden
daha sığ bir deniz için
koridorlara girdim sonra
büstlerin ezdiği zamanı kullandım

boşuna,
telâşlanmaz artık şehirli
yaka yırtıp ünlesem
göstersem
varoşlara sürtünerek geçen kafileleri

kafileler kafileler
barbar Atilla’nın taylarıyla çekilen
şehirler kuruldukça
uğraklar yitiren kafileler
geçerler yine de
varoşlara sürtünerek geçerler
‘yeryüzü hep delikanlı’ diye haykıran
yiğitlerle dolu kafileler

11
Oct

Medresede İsyan I

   Posted by: admin Tags:

Düşlerimi “şerre” yoruyor bir deli kadın
korkuluğumu kaçırttı kargalar
dönecek bir evim yok
uzaklara atıyorum şapkamı

yüreğimi “hayra” yoruyor bir deli kadın
besmele kokuyor şiirim
duadır onlar sakalsız gençler için
-kim öpecek onları?
selâdır onlar kusurlu kızlar için
-kim sevecek onları?

13
Aug

YALNIZLIĞA VEDA

   Posted by: admin Tags:

Gidiyorum işte

                Hayalde gör, düşte gör.

 

Yalnızlığın da ucuna geldim,

sırtımda kederin hançeri,

saplanmadan hep tehditle yürütür beni.

Bilmem neden ve nasıl çıktım bu yola,

vardır elbet başlangıcı bu halin;

ben de bir harmandan savruldum sonunda,

konmasız uçtum peşinden kadın denilen hayalin.

 

Hayatmış ama asıl beni kandıran cilve.

Yine de bir şey verdi diyemem bana bu derin tasavvur

ve yeryüzü meridyenlerle kestiğim özlü çamur

kerpici iliğimde kurur, ağrısı yüzüme vurur.

 

Ah ne vedadır ne vebadır ne vebaldir bu!

Gitmek değil, artık dağılmakbenimkisi

tozuyan aklım ve hafızamla.

Bitsin artık bu şiirler, bu kitap, bu içe dönük cihannüma

Hayalse katili bir insanın

cesedi vurmaz hiçbir kıyıya.

13
Aug

SENİ SEVİYORUM

   Posted by: admin Tags:

Seni seviyorum

çağladıkça coşan su

estikçe dellenen rüzgâr

ekildikçe anaçlanan toprak

öğütler bunu bana

 

seni severken

türküden türküye geçer ırmak

toprak yaz yağmurlarıyla oynaşır

öğle tozlarıyla dolanır rüzgâr ufku

adınla uyarırlar beni

 

seni seviyorum

bağda çiçeklenen salkım

dalda allanan meyva

öttükçe kendini tüketen kabakçı kuşu

öğütler bunu bana

 

seni severken

yaz güneşi şehvete boğar bahçeyi

kükürt âdetleriyle solar bağ yaprakları

ballı incirde yaşar -bin bir cilveli- aşklarını

turunç gerdanlı kuşlar

haberler getirir sağdıçlarım

gül kurusu mektuplar

 

seni seviyorum

hayra yorulan düşler

ceviz sandıkta bekarlığın gül suları

taş yastıklarda zümrütüanka kuşları

öğütler bunu bana

13
Aug

RÜZGÂR DURDURMA TAKVİMİ

   Posted by: admin Tags:

ESMER KIZIN BEKLEDİĞİ BAHAR

GELMEK BİLMEDİ

yağmurun kayısı gözleri birikti

volkanların kurumuş tükrüğünden

uzayan yollarda

kavuniçi buğunun dibinde dem çekti

misina kanatlı kumrular

ESMER KIZ GÖZLERİNDE

ISLAK İNCİLERLE BEKLEDİ

AH BAHAR GELMEK BİLMEDİ

güz ve kış boyu

yağmurun buğudan yabaları

kaldırıp gözlerimizin tuzunu

azdırdılar göğün yaralarını

ve deniz rüzgârlarının

yılankavi bıçakları

çentiklerle doldurdular

gezegenlerden inen kollarını

ESMER KIZ KULAKLARINDA

YAĞMURUN YANSILADIĞI

NAL SESLERİYLE BEKLEDİ

AH YEŞİL ATLI GELMEK BİLMEDİ

 

filiz dizeler kuran bir şaircik

tomurcuğu acıyla kıvranan daluçları

gibi uzattı parmaklarını:

ESMER KIZ SEVERDİM SENİ

ÂŞIK OLMASAYDIM EĞER

karayel kılıçları

akıtmalarından damlayan kanla

döndüler akşamları bedenine

serin bir ıslık gibi aldı

onları canevine

ESMER KIZ SEVERDİM SENİ

ÂŞIK OLMASAYDIM EĞER

yüreği sıcacık bir kındı

kendi bıçağına sevdalandı

gerilip okladı yüzünü

alnının çizgileri

AH ESMER KIZ SEVERDİN BENİ

ÂŞIK OLMASAYDIM EĞER

13
Aug

KIRLARA VEDA

   Posted by: admin Tags:

Gözyaşlarının gücü vardı eskiden;

ırmak yüklü adamlardık tuz katarlarının ardınca giden,

gölgemizde damlaların bıraktığı izlerden

açılırdı hayal tuzur suda bukağısı çözülürken.

 

Utanır arınırdık şehirde fazla kalmak suçundan;

akıl danışırdık yağmura: Nasıl döneriz

evlerimize doğu yollarından;

nasıl fener yapıp kemiklerimizden, tütsüleriz

gecenin mor arılarını çıkınca kovanından?

 

Çoraksa gece: Saçlarda yıldız, gözlerde yine yağmur,

sarı bir zaman dilimi gibi yanan fenerler

(mum yanar,yağ dolanır, mumyalar toprağı çamur),

kanda yaralar gibi gülün ağrıttığı dikenler…

 

ardımızda yoksul ve yerli bir söylenti,

böyle yürürdük ateşli ekinler gibi menzilsiz.

Yoktu buğdaya un olmaktan ötesi;

bulgur çeken kadınlardan doğduk ya biz,

güneşi taşta sırmalayan o kırıntı bilgeleri,

aya bakan sundurmalarda çatlak topuklu annelerimiz,

sıcak bağımız, güleç mısırımız, dindar soğan tilmizleri,

o topuklar, ah o topuklar ve kerpici terk edişimiz…

 

Kızıl toprak ve iri saman, yani Allah’ın harcı

gözyaşlarının gücüyle eskiden

serin eviçlerinde sarı bir mahremlik sunardı,

yağmur bir dua gibi geçerdi pencerelerden;

yetim insan topağın vicdanıyla doyardı…

 

Demem o ki,

gözyaşlarının gücü vardı eskiden.

13
Aug

“KİNE EZ?”

   Posted by: admin Tags:

Bir devir aşk diye beni doğurdu

Aldı bedenimi Mağrip sıtmalarından

Nil diplerinden söktü ruhumu

 

Sisli denizlere açıldım bir zaman;

ne altın ne meyve,

yad olsun keşfettiğim kıyılar

Zamanın hayatla içlendiği çöllerde

bir çadırım olsun yeter

 

Ne göreceğim aynalarda

çağ bütünüyle yanılsama

İşkenceye alınıyor eşkalim:

Şehre yeni bir şamata

Gün gelmiş süslü satraplar ünlenmiş

kaç defa ay doladıysa göğsümü

kaç defa bulut püskürdüyse ağzım;

hileli bir rakam düşürdüler sorguçlarından

kadınlar, müziği halka sayan

 

Ey halk! Ey halk! diye çağırdığım

zaman haritasında körfezler gibi çekilen

hayale dalan rüzgârın önüne

sergiler ve dut yaygıları açan

insanlık eğrileri, ketenpere çömezleri

 

Yandım daha çağlasında bademin

Bahçeler gözüme yeni bir şöhret

özürün bir köşesinden öbürüne

kenar otu oldum, bir fiy û care

ben oldum, ben oldum

ben oldum da ne buldum Temmuz’un kınnabında

giderek lâl kafiye

göllere vehmedilen gül dolaklı şadırvanda

ama yine “gülün ölüm çağında”.

13
Aug

ÇINGIRAĞIN ÖLÜMÜ

   Posted by: admin

( Ç ı n g ı r a ğ ı n   Ö l ü m ü   1 )

 

bir sesevinde doğdum

inanırım çanların ölümüne

fırtına dinince kıyacağım kendime

 

sen çizince ben oldum

inanırım kumlu ellerine

sen yitince kıyacağım kendime

 

bakır damlasından soğudum

inanırım zehirli yüreğine

şart olsun kıyacağım kendime

 

 

 

 

( Ç ı n g ı r a ğ ı n   Ö l ü m ü   2 )

 

I

zaman batıyor Margarita

su doluyol saatlara

bir kurtçuk geçiyor

beynimdeki kumdan

 

ses göçüyor Margarita

çanlar ölüyor sesevlerinde

dili kurtlanıp çürüyor

ölüm giriyor yalnız

açık kapıdan

 

II

ses ölünce

kimse kimseyi çağıramaz

ikimizin gizli sevdası

bir incinin yüreğinde

bulunamaz

 

zaman yanınca

ölüm de bırakır arkadan vurmayı

gelip evlerimize yerleşir

giyer geceliklerimizi

kan kabuklu bedenine

yataklarımızda yatar

 

herkes göçünce

ölüm yalnızlığını yaşar

son kez duy tenimi

ve kokla beni

ben yitince

belki yeni bir tufan kopar

 

 

 

( Ç ı n g ı r a ğ ı n   Ö l ü m ü   3 )

 

adımlarım

bir yere götürmüyor artık beni

çiziyorum kıl üstüne

küçük çıngırağın ayak izlerini

 

gözlerim

sönüyorlar bir bahçede

katran güle sarılıyor

uzun uzun öpüşüyorlar

birleşiyor

cennet ve cehennem

tanıyarak bedenlerini

dil ve damak gibi

 

adımlarım

bir yere götürmüyor artık beni

yağmur saralı bir dilenci

devriliyor ardımsıra

yürüdüğüm her sokak

duvarlaştırıyor kendini

 

ellerim

eriyorlar bir bahçede

kopuyor küpelerin halkası

kemerlerin tokası

yalnızlık delik ağlarıyla

avlanıyor içimi

 

adımlarım

bir yere götürmüyor artık beni

küçük bir çıngırağım

çalıyorum kendi kendimi.

13
Aug

AKDUA

   Posted by: admin Tags:

ölülerin ak ayaklarında açar zambaklar

(zambaklar) yer kurtlarının tezgâhında dokunur

senin – kötüler kötüsü -  yüreğin bunları bilmez

 

ölülerin ak soluklarıyla büyür zambaklar

(zambaklar) mahşerin ak bildirisidir okunur

senin -yetimler yetimi- aklın bunları almaz

 

şairlerin ölüm çiçeğidir zambaklar

(zambaklar) çocukların karbeyaz uykusudur

senin -mutrıplar mutrıbı- gönlün bunları çalmaz

 

zambaklar gün gelir şairlerin başucuna sokulur.