Yüzünde arardım gökyüzünü
dünyayı uyandırıp her sabah
ve acıyla o zaman
yüzünde arardım gökyüzünü.
Sana bakardım dokunurdum
uzardı ellerim dokundukça
uzardı geceler ve utanç
yüzünde arardım gökyüzünü.
Kaçmalar çizerdim duvarlara
o zaman anlatamazdım
içimde arardım gökyüzünü
I
Kapasam gözlerimi gözlerini görüyorum
ve ağışını bir bulutun yüreğinden yüreğime.
ve yüreğime gömüyorum yassı dağları
toprak damları
Samsat’ı, deli Fırat’ı
yüreğime gömüyorum.
II
Şaşırarak bakıyorum diriliğine
karşı penceredeki saksı çiçeklerinin
ve camın buğusuna bir gül çiziyorum
yıllardır özenle büyüttüğüm bir gül.
Posted by: admin Tags: şiir
unuturum akıp gittiğin
yüzünü unuturum
geceye yaslanırım
yaslanırım ince uzak bir sese
senin sesin o
alır beni bilirim
her şiirle birlikte
senin adın
alır beni bilirim
senin kumral susuşun
senin kırık susuşun
kime varsam geceler
kimi sevsem yine seni
yine seni severim
unuturum akıp gittiğin
artık yeni bir pusuda beklenirim
yağmurdu, gri senden
sonra ne varsa
sana indim ben de
indim ve çıktım senden
var idim, uzakzaman için zamana
geçtim hiç
bir şeyin geçmediği zamana
tutuldum, ay, tutsak
oldum, şecerem bir kara
gömlek oldu böylece
1.
Onlar telefonlardan bakıyorlardı
Gala pişmanlıklarından
Bunu biliyordum ve bilmiyorlardı
Gittiğim
Sırlar yakıcıydı, yoktu adımlarımca
Gelmiyorlardı gittiğim
Bundan kurtulamıyordum
Olurolmaz olmaktan
Onlar provalarından bakıyorlardı
Ve hatta duruşları yolyordam
Ama denk düşmüyordu hiçbir ‘harita-method’
Rüyasızlıklarına
2.
bir bilirkişi olarak sızıyor uzak
ve olmak
damarlarıma
damarlarımda hepyeni bir rüya
Posted by: admin Tags: aşk
ben bir gün aşkı seçerim
sonra gelir bir gün yoksayma provaları
sonra gelir bir gün unutuşun hecesi
sonra bir gün adını sorarım sana
sonra bir gün kimnasılnedennezaman
sonra bir gün bir akşamı uzun kılarım
dağılsın ömrüm
Posted by: admin Tags: şiir
şiir sürer, kalbin ölümlüdür çünkü
an’lar ölümlüdür, ölümdür
dönüp seni bulan sesin, sesler
ölümdür
sis çanı, çanlar, ıslanmış
bir lunaluna gecesi
ah herşey, hiç birşey
ve bütün intihar reçeteleri
kalbin sürer, sen hiçhiç çünkü
kalbin geçerlidir çünkü
Posted by: admin Tags: sevgi
1
Elimle değinirim sana
arar, bulur, birine gösteririm
bu köylü gecede seğiren
çete tadındaki sevgimi.
2
Bazen susarsın da hani
yankır söz aramızda
kaparım gözlerimi, gözlerin
ağan bir yıldızdaysa.
3
Artık hazır mısın sarmaya
yarasını öfkenin
unutmaya bu dili ve öğrenmeye
tenin sevincini.
Yarına hazır mısın
umuda, ışığa, karanlığa
apansız bir doğuma
çoğul’a hazır mısın!
Posted by: admin Tags: sevgi
Sevincin yüzü güler ya, umudun çiçeği açar
ben de gözlerimi şafağa açarım
sevginin pınarında yıkayıp saçlarımı
sana öyle gelirim.
Kuşlar uykudayken daha, rüzgârlar uykudayken
uyanırım sessizce
düşer yola yine sana gelirim
sana o zaman gelirim işte;
unutmak için herşeyi
öğrenmek için yenibaştan!
biliyor musun giderek azalıyoruz böyle
sen bir susuşa doğru kırılarak
ben senin susuşunun ardında
nereye gitsek orada olmuyoruz
biliyor musun giderek azalıyoruz muyuz böyle
akmaktadır günler belki bunlar son rüzgârlardır
çünkü neye değsek ellerimiz yanıyor
yaz kimliksiz bir gülle orda kalakalmış
yaz kalsın orda çocukluğum ağlasın
burda bakışlarımızı sular boğmaktadır
1.
böyle şeyler hatırlıyorum tuhaf
kendini sürdürmüş bir mevsimin
dipte duruş gerekçesizliği gibi
ürkek bir gölgenin duvarlar arasında
ve altında yakıcı bir sağanağın
kaybolmayışkaybolmayışı gibi
hatırlıyorum kaça kadar sayıldı
hangi “rakkamlar” kime gerekli
2.
seni anlatamazdım, atlayamazdım
utangaç gölgem, bahanem, zoraki bağımsızlığım
adım hep yakıştıyakışacak sana
hem herşeydim hem hiçbir şey
kazıyamayan biri geçilen odalara
az ışıklı ve uzak ve dip odalara
kalbim bir işaret fişeğiydi yine de
değerdi görülmeye
arka oldum ben de, orada, o odalarda
adımdan soyunarak, soyarak da
değerek solgun soykütüğümdeki sıralamaya
dün sigarayı bıraktım, hatta attım denize
kalbim yüzme bilmez, beni bağışla
kalbim bilemez hoyrat, olsa
da olmasa da benim kalp
şunun şura’sında
1.
behçet gitti gelmedi
ilişti karşıyaka’ya, sessizliği süsledi
ardından güz ürperişlerini
çağırdı, çağırdı çünkü şehri
bir tevatürdü, tedbirdi
her halükârda sabah yürüyüşleri
artık iyi bildiği her şeyi
ve benim seçemediğim şeyi
ama kimse gitmedi
ne erhan, ne de ercan’ın steteskop incelikleri
2.
behçet süs kaldı karşıyaka’ya
kaldı onunla, ‘dair’ her şey
dağınardıdarmadağın kalmadı
çağırdı behçet biz hepimizi
bir tek adviye kalmadı
hiçbir gözyaşı izi kanamadı
Nasıl eskiyim nasıl eskiyim
ince bıçaklar gezdiriyorum yedeğimde.
Bana eksiklerden söz etme
işte şu deniz şu yürüdüğüm fırtına
bak nasıl taşırıyor günleri
nasıl taşırıyor ve bakışlarım
hangi sular renginde.
Çok yoruldum ne çok yoruldum
hep sulardan çaldım suretini.
Artık kelimeleri unut adını unutturma
ölüm gelir ölüm gelir
bir balkondan avluya-
kalsın bütün beklediklerim.
Sonra beni günler ağlasın
sana ağlasın beni!
Posted by: admin Tags: şiir
sıraya girdiler bir bir birbir sıraya
kim mahsun değil kim büküyor boynunu
hangi kasaba sulamış kendi ikindisini
kim hangi resmi boyamamış ve dahi
ben tam size göreyim unutun beni
sıraya girdiler bir bir birbir sıraya
‘bu resim bu kadar ama’
‘bu şiire on yıl sonra bak bir de’
ben sedef kakma bir geçmişten gelmiyorum ki ama
sıraya girdiler şarkıya durdular bir de
bana mezarlarımı gösteriyorlar bir de
bir kadastro inceliğindeler bükülüyorlar
kitaplarımı ölçüyorlar toz alıyorlar
‘gelecek bol geliyor bana’ diyor içlerinden biri
ben tam size göreyim
saçlarımı erken rüzgârlarla dağıttım
alnımdaki lekeler eylül ıslıklarından
yüzüm kör bir aydınlıkta nedensiz şimdi
yani nedensizim, yani yolum uzun, gün kısa
alıştım, artık çiçeklerle deniyorum kendimi
son kimliğim de aşınmıştı geceye karışmaktan
gülüşümün adını bulamayacaklar, biliyorum
çocukluğum yaşlanmayacak uğultularda
eskiyen günlerde bir ilenç var, bunu da biliyorum
resimler yırtılırdı bakışlarımdan, yine de üşümezdim
yine de uzanırdım sabahın buğusuna
unuturdum göğsümü delen ışıkları
seni artık yaz sularında aramıyorum
burda geceler yoksul, çocuklar suskun
ve binlerce söz ölüsü ellerimde
ben de susuyorum, sustum artık
sustum ve yüzüm kanamıyor hiç bir güle
C. A. Kansu’nun anısına
Yaprak dökülür, omcalar soyunur
güz çimenleri yeşerir toprakta
bir asmada
bağbozumundan kalma bir salkımla karşılaşır insan
Ne gitti, ne kaldı
Tüm artıklar gitti
boyamalar, bezemeler, abartmalar gitti
bir küçük çeşme kaldı, bir bağ yolunda
güze bakan
Seni sordum dünyanın bütün çocuklarına
kuşlara, çiçeklere, ağaçlara seni sordum
seni çalıştım gün ağarırken, şafakla
bir ince şırıltı olup sabaha akmak için
Posted by: admin Tags: aşk
1.
herkes ölü kaldı bir ben kaldım
artık körfez vapurları eksik iskelelere uçurur beni
herkes ölü kaldı sormalı bir işe yarar mıyım
herkes ölü kaldı şimdi kaldırımlar kimi dalar ki
2.
gelse tersyüz etse toprağımı
gelse ince olsa yine bol kazaklar giyinse
ışığı anlatsa bana bahçenin ışığını hep değişen
gölgeyi de söylese çim artık biçilmeli dese
3.
ama kal hep orada yaş almadan daha çok
ama kal hep orada bir tele-sekreter sesi olarak
ve dağılsın ömrümüz aşk bol geliyorsa sana bana
bu akşam nasıl da şarkılıydım
nasıl tekinsiz bir kıyıdaydım
nasıl duruyordum bir sağanakla
sağanak sonu arasında
nasıl susmuştum susmadan
konuşmadan nasıl konuşmuştum
kuşlar kalkıp konuyordu
susmamla konuşmam arasında
adını çoktan unutmuştum
boyunun en yaşlı ve en
kimsesiz yerinden başlamıştım
nasıl doğrulanmıştı dünya
nasıl doğrulanmıştı zaman
bir çocuk haykırınca
kimseler duymayınca
ben nasıl şarkılıydım
şarkımda bir ölü ha
nasıl susmuştum ki suskumda
bir kâğıt bir kalem
nasıl konuşmuştum
benim şarkım küçük
bir ölüyle doğrulandı bu akşam
Karanlığı soruyordun!
Çocukluğumu, yeniyetmeliğimi bilebilecek misin?
Bir kader-kısmet kutun oldu mu hiç senin?
Plastik saatler, zıpzıp toplar içeren bir kutunun
sevincini taşıyabilir miydin bu gecenin içine?
Durmadan genişleyen sessizliğinin neresindesin?
Suskunu ne ile süsleyeceksin?
Şimdi soruların ötesindesin, evet! Ama bir gün,
bir yer seçmiş olacaksın kendine: ya sulara çok yakın,
ya yollar için dar!..
Hem sonra senin de gecelerine durmayacak mı
birbirinden kovulmuş üç-beş adam?
Birbirinden kovulmuş üç – beş adam!