Posts Tagged ‘gam’

11
Oct

SİZ AŞKTAN Ne ANLARSINIZ BAYIM?

   Posted by: admin    in Demyan BEDNIY

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum…
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım…
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmay
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!

11
Oct

KARINCA KUMU

   Posted by: admin    in Demyan BEDNIY

Işıl’a

Yine gittin o karanlık odaya
Karanlık uykularına.
Sen hep gülerdin oysa, gülüverirdin
Bir bakardım eğilmiş su içiyor
Gamzelerinden kuşlar.
Bir bakardım gözlerinde
Güneşli ve sıcak iki hurma.
Bir bakardım hayata dikleniyor
Diktiğin horoz ibikleri saksılarda.
Biriciğim, kardeşim ne oldu sana?

Karşıyaka vapurunda alıştı dilim en çok acıya
Acı çaylar içer ve bakardım karanlık sulara
Bir balığın uykusunu düşlerdim
Karanlık sularda kaybettiği rüyaları,
Sigaramdan kopup giden iki kıvılcım
Merak ederdim ne konuşurlar aralarında?
Sen beni hep merak ederdin,
Sen beni hep yemeğe beklerdin,
Seni sıcacık evimizde bulduğumda
İki kıvılcım buluşmuş gibi olurdu
Balığın karanlık uykusuyla.
Bir kesmeşeker koymuş gibi olurdun sanki
Dilimin ucuna.

Berekettir diye hani geçen hıdrellezde
Karınca kumu toplayıp getirmiştin
Kimse bereketi öyle getirmedi bana
Küçük, küçücük bir torbada
Az gerçi cüzdanımda hala kağıtlar,
Ama bozuklar harmandalı oynuyor,
Zil oluyor parmağımın ucunda,
Küçücük insanlar şimdi cüzdanıma her bakışımda
Neşeli bir ateşin üstünden atlıyor.
Kardeşim, biriciğim, kimse yoksulluğu benim için
Böyle sevimli kılmadı şimdiye kadar.

Kötü rüyalar görürdüm durmadan
Bağırırdı bir yaşlı kadın:
‘ Mavi alevlerin ortasına,
Bu kırmızı elbiseyi giymiş kadın yakışır.’
Sanırım birileri beni yakacak
Diye tuttururdum sabahları.
Ateş iyidir derdin sen, başarıdır,
Çok şeyler başaracaksın.
Kardeşim, biriciğim sen olmasan,
Ablanın kâbuslarını kim hayra yorardı?

Yine gülsen, gülüversen,
Ben böyle saymazdım
Çarşafımdaki kırmızı gülleri o zaman,
Sayıyorum, sayıyorum
Hiç bitmiyor güller,
Sensiz hiç bitmiyor zaman.
Çıksan o karanlık uykudan,
Kilerde fazla güneşimiz kalmış mı bir baksan.
Bütün serotonin geri alım inhibitörleri birleşseler
Geri alamazlar çünkü,
Hayra yorulmuş bir rüya kadar sevinen hayatı,
Geri alamazlar bir avuç karınca kumunun huzurunu.

11
Oct

KALBİMİN EN DOĞUSUNDA

   Posted by: admin    in Demyan BEDNIY

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
içimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
Birkaç köy sular altında
Kalbimin doğusu,
her resme güneş çizen bir çocuktu.
Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları
Ölümün ötesinde bir köy vardı
Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
Şimdi bana yalnızca
Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı

Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
Okyanusları mavi olmayan.
Benim için hayat,
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
Bir gül parasına satardı.
Oğlan kıza bir gül alsa
Bilirdim odur en kırmızı zaman.
Adına aşka diyorlardı
Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.

Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç ayak aramaktan.

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
Kediler gibi mırıldanarak.
Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı bir sandal gibi
Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla
Avuçlarımla konuştum
Allah büyüktür diyen insanlar gibi.
Kedi dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
Boynumda leylaklar açardı baharda
Mor ve pembe konuştum karanlıkla
Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim
Sözler vardı içimde işe yaramayan
Sözlerle konuştum karanlıkla…
Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
Sözler…
Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan

11
Oct

BULUŞMADA

   Posted by: admin    in Davut SULARİ

yine bütün güzelliğini kuşanıp gelmişsin
gözlerinde şafaklar söküyor
umutlar doluşmuş kirpiğinin ucuna
bu kör karanlıklar içinde gözlerin gibisin

hangi mevsimden topladın yüzündeki parıltıyı
o uzun uzadıya emilesi dudaklar
hangi yemişin kırmızısı
bu zemheriler ortasında güzelim
afrika sıcağında mı getirdin gülüşünü

yine bütün güzelliğini kuşanıp gelmişsin
gamzelerinde baharlar çizgileniyor
bir söğüt dalı saçının her teli
firari özlemlerimin tutuklusu gibisin

bilmem bu kaçıncı âşık oluşum sana
bu kaçıncı şiir tadı
her buluşmada çoğalıyor gökyüzü
kalbim titriyor dilin dilime değince
ah üşümek midir bu yangının adı

dünyam güzeli
götürme bütün güzelliğini

11
Oct

Ellerin Değince Denizlerime

   Posted by: admin    in Chevro LET

kalkıp bir ağacı suluyoruz ellerinle

yağmura bakıyoruz hep yağıyor

pirinçhan’da bir gramofon

-beni kör kuyularda…

ellerin öylece duruyor masada

kuyum ustası ellerin

bir şunu unutmuyorum

gülerdin, şenlenirdi bahçelerim

ben alıp ellerini uzaklara gideyim

ardım sıra kambur cüce

çevirsin çemberini

alıp gideyim ellerini… ellerinin

tenimdeki gül dövmesini

kaç kış uyudum unuttum

karlar nasıl erirdi soğuk göllerde

paslı dilim ağulu dilim kekeme

çamaşır günleri kapı önleri sevişmeme

saatleri evlerin, bir peygamber çiçeği

ağızda yarım bir cüzle

beni ezberle diyor, beni ezberle

bir bunu unutmuyorum, bir de

parmak izlerini, ateşler içinde

kaç vurgun kaç hastalık

ölmedimse, telkari gümüş

ellerin, işlediği için

bir gül

bir daha

köklerime

bir şunu unutmuyorum

aşk en güzel yenildi

ellerin değince denizlerime

11
Oct

DERİN KOMA

   Posted by: admin    in Charles BUKOWSKİ

Tahammül bir nefes alıp verme kuyusu
Boğaza düğüm, düğüme ilik, iliksiz bir cevap
Her suça bir yedek katil yazıldı kuşlar
Afsız aşklara aldırış, etme ne olur
Bizi muaf tut bu seferlik efkârdan

Ne kimse anlayış göstersin diye erken kalkmalar
Ne yolu tutmalarda bir dumrul hevesi
Beş damarım varsa kalbe giden
Beşi de tıkalı odla
Orada cehennemî bir vesika, tahammül

Cenan amcam, amcık amcam, gençliğimi geri ver
Demeyeceğim, ağzın açık kalsa da avaz avaz
Çünkü hayat bir fırçadır, fır fır döner vurur
Bir kazık frendir, toslatmaz kolayca kör duvara

Ama sen sen ol uykuna sahip çık
Rengârenk beze çit atlayan koyunları
Onları hizaya sok, ense tıraşını iyi teftiş et
Bizim uykumuz çeyrek asırdır uyku değil
Ama gam da değil, gamlanma
Burcu akrep azrailin, bu kesin, yükseleni ikizler
Benzeşip durması buna delalet her caninin
Bundan ateş ettikten sonra kendi portresine karşı esnemesi

Ya biz niye ortasından yakaladık treni
Katar katar, kıtır kıtır keserken buza kalbimiz?
İnişi iniş değil bu yolun
Çıkışı bubi tuzaklı nisan şakası
Ah amcam, amcık amcam, haydi sayıkla içindekileri
Kaç bulutu gömdün ömrüne de siyahlar coştu her mevsim?
Hangi küheylân kişnedi de zamansız
Zor attın kendini bu kâbustan?

Derin komadayız görmez misin, aklımız kıt
Tiktak atıp zırıldıyor başucumuzda melâike
Söz diyoruz, aldırmıyor baytar, bir iğne daha
Ne kadar yırtınsak da hayat ıska her sefer

Cenan amca, Conan amca, göğsü fişeklim
Bunları görmez misin de defterin bomboş?
Hani beyaz sayfa açacaktın kara bahtımıza da
Yanımıza kâr kalacaktı yediğimiz kazıklar?

Tahammül: Kuyudan zor çıkardığımız nefes
Ti. Öttü gitti, boru gibi bir cevap hayata
Be amcam, küfürlere garkettiğim, gurka kılıklım
Susmak bazen sözü yayda germek değil mi
Elim titrek, dilim peltek, gözlerim ferişan

Hayat bu Cenan amcam, ne yaparsın
Ben diyeyim mazlumun ahının taksit zamanı
Nişan almışız bir kez alnına çok şükür
İtin götüne girsen oklar aheste aheste

11
Oct

FİDEL\’E ŞARKI

   Posted by: admin    in Cevdet KUDRET

Haydi gidelim,
ateşli peygamberi şafağın,
gizli patikalardan ulaşalım
o yeşil timsahı kurtarmaya, aşkla sevdiğin.
Haydi gidelim,
isyankar ve marslı yıldızlarla dolu
cepheyle aşağılanmayı bozguna uğratarak
zafere erişmeye ya da ölümle buluşmaya yemin edelim.
Duyulduğunda ilk atış sesi ve uyandığında
çalılıklar bakirelere yaraşan bir şaşkınlıkla,
orada, yanıbaşında, olgun savaşçılar olarak,
bulacaksın bizi.
Saçıldığında sesin dört rüzgara doğru
adalet, ekmek, özgürlük, tarım reformu,
oradai yanıbaşında, aynı vurgularla,
bulacaksın bizi.
Ve yerini bulduğunda bunca emeğin sonunda
zalime karşı doğruluğun uğraşı,
orada, yanıbaşında, bekçilik edeeken mücadelenin sonuçlarına,
bulacaksın bizi.
Yaralı böğrünü yaladığı gün canavar
milliyetçi bir mızraktır onu orada vuran,
orada, yanıbaşında, gururlu yüreklerimizle,
bulacaksın bizi.
Sanma ki bozabilirler bütünlüğümüzü
rüşvetle kuşanmış yaldızlı bitler,
tek istediğim bir tüfek, mermiler ve bir siper.
Başka hiçbir şey.
Ve şayet engellerse yolumuzu demir,
Amerika tarihine geçen
gerillaların kemiklerini örtmek için
bir mendil isteriz Kübalıların gözyaşlarından.
Başka hiçbir şey.

11
Oct

İçe Kapanış

   Posted by: admin    in Cenk GÜNDOĞDU

Derdim: yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam,
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten kimine gam.

Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
Yesin kamçısını hazzın sefil çümbüşte;
Toplasın acı meyvesini nedametin
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler
Eski zaman esvaplariyle eğilmişler;
Hüzün yükseliyor, güleryüzle, sulardan.

Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi
Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran
Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

11
Oct

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

   Posted by: admin    in Cengiz Hakkı ZARİÇ

Bana cicek getirin, dunyanin butun
ciceklerini buraya getirin.’
Koy ogretmeni Sefik Sinig’in son sozleri.

Dunyanin butun ciceklerini diyorum
Butun ciceklerini getirin buraya,
Ogrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde acmis cigdemlere benzer
Butun koy cocuklarini getirin buraya,
Son bir ders verecegim onlara,
Son sarkimi soyleyecegim,
Getirin, getirin…ve sonra olecegim.

Dunyanin butun ciceklerini diyorum,
Kir ve dag ciceklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnizlikta acarlar, kimse bilmez onlari
Genis ovalarda kaybolur kokulari…
Yurdumun sevgili ve adsiz cicekleri
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin gorun beni,
Topragi nasil orterseniz oylece o’rtun beni.

Dunyanin butun ciceklerini diyorum,
Afyon ovasinda acan hashas ciceklerini
Bacimin suladigi feslegenleri,
Koy ciceklerinin hepsini, hepsini,
Avlularin pembe entarili hatmisini,
Coban yastigini, peygamber cicegini de unutmayin,
Aman Isparta gullerini de unutmayin
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dunyanin butun ciceklerini istiyorum.

Dunyanin butun ciceklerini diyorum,
Ben koy ogretmeniyim, bir bahcivanim,
Ben bir bahce suluyordum, gonlumden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne guller fiskirir cilelerimden,
Kandir, hayattir, emektir benim gullerim,
Korkmadim, korkmuyorum olumden,
Siz cicek getirin yalniz, cicek getirin.

Dunyanin butun ciceklerini diyorum,
Baharda Polatli kirlarinda acan,
Guz geldi mi Kopdagina gocen,
Yorukler yaylasinda Toroslarda eglesen,
Mus ovasindan, Agri eteginden,
Gucenmesin butun yurt bahcelerinden
Cicek getirin, cicek getirin, ortun beni,
Egin turkulerinin icine gomun beni.

Dunyanin butun ciceklerini diyorum,
En guzellerini saymadim ciceklerin,
Cocuklari, ogrencileri istiyorum.
Yalniz ve cileli hayatimin ciceklerini,
Koy okullarinda acan, gizli ve sessiz,
O bakimsiz, ama kokusu essiz cicek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnizlik ortecek, yalnizlik ortecek.

Dunyanin butun ciceklerini diyorum,
Ben mezarsiz yasamayi diliyorum,
Olmemek istiyorum, yasamak istiyorum,
Yetistirdigim bahce yarida kalmasin,
Tarumar olmasin istiyorum, perisan olmasin,
Beni bilse bilse cicekler bilir, dostlarim,
Nicin yasadigimi ben onlara soyledim,
Ciceklerde acar benim gizli arzularim.

Dunyanin butun ciceklerini diyorum,
Okulun duvari coktu altinda kaldim,
Ama ben dunya ustundeyim, toprakta,
Yaz kis bir sey soyleyen toprakta,
Cile cektim, yalniz kaldim, ama yasadim,
Yurdumun ciceklenmesi icin daima yasadim,
Bilir bunu bahceler, kayalar, koyler bilir.
Simdi sustum, ortun beni, yatirin buraya,
Dunyanin butun ciceklerini getirin buraya.

11
Oct

Haziran Ağaçları

   Posted by: admin    in Cengiz Hakkı ZARİÇ

Haziran ağaçlarının oralarda
Çocukların derisi yanmakta
Güneşli şapkalar altında

Orada ceviz ağaçları altında
Serin uykusunu yaprakların
Biri toprak üstünde uyumakta

Orada üvezler altında şimdi
Fransız devrimini okumakta
Gül koklayarak bir liseli kız

Orada vişne ağaçları altında
Gölgeler nakışlarını işlemekte
Kadınsı vakitlerin sepetine

Orada zerdali ağacı altında
Küçük zerdaliler düşmekte
Peygamber çiçekleri arasına

İğde ağaçları altında, dere boylarında
Kaplumbağalar toslaşmakta sevinçle
Tırtıllar ince ince yemekte yaprakları
Çocuklar erikleri taşlamakta
Erik ağaçları altında

Orada elma ağaçları altında
Seviler büyümekte gizli öpüşlerle
Ve ölüm yeşil yapraklarla adım adım
Yol almakta, güz mezarlığında
Soyunmuş kavaklar altında

11
Oct

KIZAMUK AĞIDI

   Posted by: admin    in Cengiz Hakkı ZARİÇ

Ben, gamlı, donuk kış güneşi,
Çıplak dallarda, sessiz dinleniyordum.
Köyleri, yolları, dağı taşı
Isıtıyor, avutuyordum.

Bir köy gördüm tâ uzaktan,
Dağlar ardında kalmış, bilmezsiniz,
Kar örtmüş, göremezsiniz karanlıktan,
Yalnızlıkta üşür üşür de çaresiz,

Ben gördüm bu köyü, damlarının altında,
Çocukları kızamuk döküyor,
Gözleri, göğüsleri, yüzleri, ah bırakılmış tarla,
Gelincikler arasından öyle masum bakıyor.

Habersiz hepsi, kızamuktan ve ölümden,
Kirli yüzlerinde açan ölümden habersiz,
Ve, düşmüş bir gül oluyorlar birden,
Bebekler ölüyor, ölümden habersiz.

Ali’lerin kızı Emine’yi gördüm,
Öldü… Yusufların Kadir öldü, emmisinin Durdu öldü,
İkindiye doğru, evlerine vardım,
Gördüm, Döne öldü, Ali öldü, Dudu öldü.

Bir bir saydım, yirmi üç çocuk,
Ah, güllü Gülizar öldü,
Gördü kış güneşi, gamlı ve donuk,
Daldı oğlanlar, çiçekti kızlar, öldü.

Gamlı türkümle tepeden aşağı bıraktım,
Bıraktım kendimi düşesiye, ölesiye,
Bu acıdan sonra nasıl doğacaktım,
Nasıl dönecektim aynı köye?

İniyor ve karaltında örtüyordum,
Bu çocukları, bu habersiz çocukları,
Görmediniz, anlatamam, ürperiyorum.
Bir şey demek için açılmıştı dudakları.

Ah, ben bir gün tepelerden, tepelerden
Varıp önünüze, önünüze dikilip duracağım,
Aydınlardan, hekimlerden, öğretmenlerden,
Bir gün soracağım, bu çocukları soracağım.

O çaresiz, o yalnız, o karanlık günde,
Siz neredeydiniz diyeceğim, neredeydiniz?
Ben perişan, utanmış…bu köyün üstünde,
Kahrolurken, siz beyciğim neredeydiniz?

Ben, bir günde yirmi üç küçük ölünün,
Gömüldüğünü gördüm bu köyde kızamuktan,
Ya siz ne gördünüz, söyleyin, söyleyin,
Bir şey söyleyin, bir şey söyleyin uzaktan.

Ah, ben gamlı kış güneşi, aydınlığın
Bütün suçlarını kalbimde taşırım,
Görerek ah, görerek, bilerek bir yığın
Karanlık gündüzün üstünde yaşarım.

Her mevsim dolanıp geldiğinde bu köye
Gücük ayda, kar örtülü bu ovada,
Utancımdan, hıncımdan yaş dökerek böyle,
Gamlı ve perişan asılı duracağım havada.

İkindiye doğru bırakıp kendimi
Bu küçük mezarların üstüne.
Bilmeyeceksiniz, perişan, çaresiz halimi,
Gül diyeceğim, gül dereceğim gül üstüne.
Yol kıyısında yirmi üç çocuğun mezarı,
Ah diyeceğim, ah dökeceğim yol üstüne

11
Oct

SENİN İÇİN

   Posted by: admin    in Casar FLAİSCHLEN

Sesin işler gibi bir şuh kanat gamlarıma
Seni dinlerken olur kalbim uçan kuşlara eş,
Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş;
Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma.

Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi
Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken.
Koklarım ellerini gülleri koklar gibi ben;
Avucundan alırım kış günü bir yaz ateşi.

Gönlüme avdet eder her unutulmuş nisan
Ne zaman gençliğini yolda hıraman görsem.
Eskiden pembe dudaklarda dağılmış busem
Toplanır leblerime, bir gece dalgın dursan.

Seni zambak gibi gördükçe açık pencerede
Gül açar bahtımın evvelki hazanlık korusu
Genç eder ufkumu hülyalarımın genç kokusu;
Sorarım ak saçımın örttüğü yıllar nerde?

Cebhemi varsın o solgun seneler soldursun
Yeni yıldız gibi doğdukça güzel her akşam,
Gençliğin böyle benimken kocaman, hiç kocamam .. .
Ruhum, ölsem bile ben, sen yaşayan ruhumsun

11
Oct

Seni sevdiğim için

   Posted by: admin    in Carl ZUCKMAYER

özgürlük tadına doyulmaz pınardı
başıma gelmedik dert kalmadı
suyundan içtiğim için

nice nice sevgilere gidecektim
savaşlar yoluma taş koydu
barışı seçtiğim için

ne kitabım var ne peygamberim
tanrılarsa çoktan terketmiş beni
dinsiz olduğum için

herkesin para için çıldırdığı çağda
işe yaramaz dediler bana
yazıp çizdiğim için

yüreğimi eğittim şiirlerle romanlarla
gücümü yaşamdan aldım
kötüleri yenmek için

yoksulluk çektim, yalnızlık çektim
katlandım aşkın da acısına
seni sevdiğim için

11
Oct

Asil Gücüme Giden

   Posted by: admin    in Uncategorized

Sagaliyorsa ne gam
Dermanim yumak gibi?
Ben ölümden hiç korkmam:
Ölüm uyumak gibi.
Degerlidir, tatlidir.
Ölüler sihhatlidir.
Asil gücüme giden,
Ayrilmaktir sevgiden.

Demem bir Can için, hik,
Tanrim, ona el sürme!
Burda hiç uzlasmadik,
Orda olsun küstürme.
Çözmeyelim bu suçu,
Sana variyor ucu..

Diledin dünya çattin.
Yoktan bizi yarattin,
Bunlar..belki de iyi,
Fakat niçin sevgiyi
Senden büyük yarattin?

Sagaliyorsa ne gam
Dermanim yumak gibi?
Ben ölümden hiç korkmam,
Ölüm uyumak gibi.
Degerlidir, tatlidir.
Kadavra sihhatlidir.
Asil gücüme giden,
Ayrilmaktir sevgiden.

11
Oct

Nuh\’a Gemi Resimleri 3

   Posted by: admin    in Uncategorized

Nasıl da tükenmişiz biz yolcular
Mağrur perçemlerimizden tutulmuş
Göğüslerimiz kurumuş
Erimiş hançeremiz
Göz oyuklarımıza
Batan şehirlerin kumu dolmuş

Asık suratlarla geçiyoruz koridorları
Yorgun / inançsız
Günbatımının tabanıyla ezilmiş
Gözden çıkarılmış
Peygamber katleden kavimler gibi

Ve eriyip akıyoruz
Sulardan dışarı
Yorgun develerimizin
Biçimsiz atlarımızın üzerinde
Mağlup omuzlarımıza sitemle
Göğün ağırlığını indiren
Gözdağı veren
Meş’um çığlıkları içinde
Sahra kuşlarının

11
Oct

AYAK SESLERİ

   Posted by: admin    in Bedirhan TOPRAK

Her akşam işte böyle gam gelir bana,
Benden kederli bir adam gelir bana!

Dostum değil gelen, benim garipliğim,
Dostum mu var ki bir selam gelir bana?

Zehr oldu yar elinden içtiğim kadeh
Zemzem de sunsalar, haram gelir bana!

Ağlar gönül o yemyeşil baharlara,
Meltemlerin hayali sam gelir bana!

Hüzzam olup giden o gizli yankılar,
Hala döner, makam makam gelir bana…

Toprak bu ızdırabı örtmez yarın,
Taş yağsa kubbe kubbe tam gelir bana!..

Dinler elif adım adım bu sesleri,
Her akşam işte böyle gam gelir bana

11
Oct

DUMLUPINAR

   Posted by: admin    in Barış Gültekin

Ey mazlum Asya’nın
Esir milletleri
Beklemeyin gelmeyecek peygamberi
Kurbanlık koyunlar
Gibi akın akın
Boynu bükük yürümeyi
bırakın
Avrupa merkezlerinin
Kanlı, Engin
Mezbahasına!…
Ey birer birer
Kurtuluş yolunu arayan
Esir milletler
Nerde ve nasıl olursanız olunuz
Kurtuluş yolunuz
Bir Dumlupınar’dan geçer
Ey kurdukları yapının
temelleri çatırdayan
Yolunu kaybedip arayan
Esir sahipleri!
Sonu geldi artık
alınteri ticaretinin
Şimdi artık kısılan sesinize karşı
Gürlüyor milyonların marşı:
Dumlupınar, Dumlupınar….
Artık ne tevekkül ne sükun
Hız, heyecan
İstiklale varacağız,
İstiklale varacağız!…

11
Oct

İSTANBUL DESTANI

   Posted by: admin    in Bahtiyar YükseL

İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu’da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu’da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul’a
Gülcemalle gelir

İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Şehzadebaşı’nda akşam üstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır insafsızca dişi
Boyuna bosuna kurban olduğum
Kalın dudaklarında yapıncağın balı
Tepeden tırnağa arzu dolu
Sam yeli, söğüt dalı, harmandalı
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
Şehzadebaşı’nda akşam üstü
Yine zevrak-ı derunum
Kırılıp kenara düştü

İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
Cezayir marşı gelir
Dört başı mamur bir gelin odası
Haraç mezat satılmakta
Bir gelinle güvey eksik yatakta
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
Paslı Acem kılıçları
Amerikan kovboyları
Eller yukarı

Ne kadar da beyaz elbiseleri
Amerikan deniz erleri
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
Sütten duru buluttan beyaz
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
Yakışmaz
Ama harbederken onlara
Bambaşka elbiseler giydirirler
Kan rengi, barut rengi, duman rengi
Kin tutar, kir tutmaz

İstanbul deyince aklıma
Kocaman bir dalyan gelir
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
Gerinir Beykoz’da
Kimi Fenerbahçe’de yan gelir
Dalyanda kırk tane Orkinos
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur
Denizin içinde ağaçlar devrilir
Kan çanağına döner dalyanın yüzü
Camgöbeği yeşili bulanır
Bir çırpıda kırk Orkinos
Reisin sevinçten dili dolanır
Bir martı gelir konar direğe
Atılan Kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı
Adı Marikadır bu martının der
Her zaman böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
Çalımından geçilmez altmışlık madamların
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur

İstanbul deyince aklıma
Tophane’de küçücük bir sokak gelir
Her Allahın günü kahvelerine
Anadolu’dan bir sürü fakir fukara gelir
Kimi dilenecek dilenmesine utanır
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
Çöpçü olmuştur bugüne bugün
Kiminin sırtında perişan bir küfe
Kiminin sırtında nakışlı semer
Şehrin cümbüşüne katılır gider
Kalın yağlı bir kolana koşulur
Piyano taşırlar omuz omuza
Kendinden ağır yükün altında adamlar
Balmumu gibi erir dururlar
Sonra kanter içinde soluk alırlar
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
Nazdan nazik çiniden bilezik eller
Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
Bulutlar atılır top top pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
Memleketimin insanlarına
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
Ben de bağırırım birlikte
Avazım çıktığı kadar
Göğsümü gere gere
Ver Lefter’e yaz deftere
Stadyum gelir
İstanbul deyince aklıma
Binlerce insanın aynı anda
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
Heybetini düşünürüm
Birbirine eklenir kafamda
Binler yüzbinler milyonlar
Sonra bir mısra havalanır ürkek
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

İstanbul deyince aklıma
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
Şimdi Orhan Veli gelir
Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
Demindenberi senin tadın senin tuzun
Senin şiirin senin yüzün
Yaralı bir güvercin misali
Başımın üstünde dolanır durur
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
Neresine mi arayan bulur
Erbabı bilir
Deli eder insanı bu şehir deli
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli

İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
Burgaz adasında kıyıda
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
Bütün İstanbul’u dolaşırlar elele başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
Ziba mahallesinde gece yarısı
Sabaha Galata’dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
Sonra oturup sessizce ağlarlar

İstanbul deyince aklıma
Sait Faik gelir
Taşında toprağında suyunda
Fakirin fukaranın yanıbaşında
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
Kıldan ince kılıçtan keskin
Hep iyiden güzelden yana
Hep kimsesizlerin

İstanbul deyince aklıma
Said’in son yılları gelir
Hey Allahım en güzel çağında Said’e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir
Sait Sait olur da nasıl dayanır
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
Bir zehir yeşilidir açılır
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
Bir yeşil ki kasıp kavurur
Küçük mavi çocuk
İhtiyar balıkçı
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said’in şiiri

İstanbul deyince aklıma
Sabiyem gelir
Sabiyem boynundan büyük bir demetle
Sarıyer’den gelir Pendik’ten gelir
Bahar nereden gelirse velhasıl
Sabiyem oradan gelir
Ne delidir ne divane
Aslını ararsan çingenedir
Tepeden tırnağa güneştir
Topraktır
Anadır
Analar içinde bir tanedir
Biri sırtında biri memesinde biri karnında
Karnı her daim burnundadır
Canını mendil gibi takar dişine
Yürekten birşeyler katar işine
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
Alçakgönüllüdür Sabiyem
Hem maşa satar, hem göbek atar
Ver bir çeyrek güzelim der
Neyse halin o çıksın falin
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
Görürüm üryamda bir sarı yılan
Cenabet uğraşır durur benimlen
Uyanır bakarım benim bebeler
Yatağın ucuna kaymış
Ayağımın parmaklarını emer

İstanbul deyince aklıma
Bir basma fabrikası gelir
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
Kanter içinde mahzun
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
Fabrikada pencereler tavana yakın
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
Dışarda ağaçlar dizi dizi
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
Dışarda dışarda dışarda
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
Kötü kötü düşünüyor
İpeğin akışına doyum olmaz
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
Bir top Amerikandan neler çıkmaz
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
Gülsüm’ün gözleri kamaşır
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
Gülsüm’lerin sürüsüne bereket
Yerine bir Gülsüm’cük bulunur elbet
Gider Gülsüm gelir Gülsüm
Azrail ettiğin bulsun

İstanbul deyince aklıma
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
Samsun’dan Sürmene’den Sinop’tan
Yaz demez kış demez mutlaka gelir
Kirli yelkeninde yeni bir yama
Demirinin pası gelir dilime
Nabzımda duyarım motorunun hızını
Canımın içine sokasım gelir
İri kalçaları pullu denizkızını

İstanbul deyince aklıma
Takalar gelir
Alçakgönüllü kalender
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinde cüceler emziren
acayip memleketim

11
Oct

KUŞLA BENİ

   Posted by: admin    in Bahattin KARAKOÇ

sana diyeceklerim vardı
ne çabuk bitti gece
yeni bir ayrılığa açıldı pencere
sana seveceklerim vardı
esrikliğim. çıplaklığım. terim
iki yanım uçurum
böyle nasıl çekip gidersin

gel.. atma beni
sensizliğin koylarına
boğulurum

gölgen yüzüme düştü
yüzümden gözüm düştü
neyin nesi bu ayrılık
kahır canıma düştü

gel.. sürme beni
ekinsizliğin toprağına
kururum

bir yanım gül kopması
öbür yanım dalsız ağaç
kurudu ırmaklarım bak
yağamıyorum bulutuma

gel.. ağlat beni
mendilene sevdanın
ve kazı tırnağınla
çürüyen yanlarını hayatın

serçe kanatlarında hırçın
çığlıkları büyür sevdanın
ayrılık ekmiş özlem biçmiş
bu kadar yaşım darmadağın

gel.. topla beni
alfabesinden ömrün
çoğalayım

yıldızı süpürülmüş sabahlarda
güneşli çocuğun gibi
büyürüm koynunda
sığınıp dudaklarına
dilin olurum suskunluğunda

gel.. sar beni
rengine gözlerinin
yanayım günortasında

havalarımda sis var
yüzümün tülü yanık
kuşatılmış bir kentte
direnen bir tutsağım
çakıltaşı tuz ve kum

gel.. yaz beni
kanadına martıların
savrulayım

yakamozlardaki ışık sensin
martılardaki hüzün ben
yelkeni kırık bir sevda
nasıl boğuşur dalgalarla

gel.. yarınla beni
geçmiş denilen
yamalı bir bohça

ılık nefesinle okşa yüzümü
çokla sevdamın ayakizini
kim umursar yoksa
dalından düşen yaprağın öyküsünü

gel.. çiçekle beni
saksısında aşkın
güzelleşeyim

gittiğin yollar kadar uzarım
söylediğin şarkılar kadar susarım
bulutuna yağan yağmur olur
kendi kendimi boğarım

gel.. çaresizleme beni
karşısında ölümün
çürürüm

senden sonrası ölüm
ayrılık diye bir şey yok
hem kimi inandırabilirsin
terkederken beni öldürmediğine

gel.. cinayetleme beni
intihar
aşka günahtır

susamış bir çeşmeyim: paslı
yağmursuz bir bulutum: puslu
dalgasız bir denizim: sisli
kıyılarım çalınmış
martılar küskün
kipriğimde mavi bir damladır hayat
ağlasam sonum olacak

gel.. hiçleme beni
üzümdür şarabın tadı
esrikliği hikayesi

sabahları bozuluyor güzelliğim
sen böyle giyinirken ayrılığı
koşarken bensizliğe
yaprağıma sonbahar düşüyor

gel.. çirkinleme beni
mutlu portreler çizelim
güneşli yüzüne sabahın

kelebek ıslığımla sararım tenini
uzanıp körpe memelerinin arasına
kovarım allahı romanımızdan
bırak peygamberler oynasın eski oyunlarını
biz tenimizin acıya direnişiyle
kendi dünyamızı kendimiz kuralım

gel.. dinsizle beni
ezan sesleri
çocukların oyun saati olsun

umutla başlarız sabaha
sevişen iki nehir gibi
çoşkuyla karışırız güne
ve çalıp her evin kapısını
bir demet gül bırakırız önüne

gel.. sokakla beni
bakir bir dünya
olmasın hayat

sensiz sigara içerken
kendimi içerim biraz da
emdiğim nikotin
savurduğum ömrüm olur
vatkitsiz kavuşmalarla
paylaşılmaz ki yalnızlık

gel.. alevle beni
eski bir mektup gibi
yakalım saçını yalnızlığın

(son söz)

yüreğimin titrediği yer aşkın yarası
yaşlı bir kuş çırpınır avucumda
gökyüzü evimizin çatısı olacaktı
yüzümüzde hayatla boğulurcasına bir kaynaşmışlık
yüreğimizden aynı mezraya ırmaklar akacaktı
ve rüzgarda ömrüme yağacaktı saçların

gel.. kuşla beni
uçalım birlikte
yaşanmamış günlere.

11
Oct

Yetkinlik İçeride

   Posted by: admin    in Yusuf ALPER

Damda konuştukların elbette damda kalır,
Aşka mesâfe koyan “ah! ” eder, gamda kalır.

İğde vakti “ille de bir pençe hurma” diyen
Azgın nefsi uğrunda Bağdat’ta, Şam’da kalır.

Yetkinlik içeride, dışa fazla açılan
Ya kirli çökeltide ya da çok hamda kalır.

Derdi tavuk karası olanlar özürlüdür
Nice bakarsa baksın, bir kör akşamda kalır.

Kar yağar tane tane, kucaklarım, öperim;
Dudaklarımın izi buğulu camda kalır.

Nefsini kurtboğandan arı tutmaya özen
“Aman sen de…” diyenin gözü haramda kalır.

Helâl paslanmaz bir zırh, kötüye geçit vermez,
Hicreti bilmeyenin ömrü ârâmda kalır…