Posts Tagged ‘bebek’

12
Dec

RUBAİ

   Posted by: admin    in Uncategorized

Ocaklar yansın her dem, bacada is olmasın.
Gökyüzü mavi kalsın, ufukta sis olmasın.
Kötülük yansın yıkılsın, lale gül kesilsin dünya
Herşeyde terhis olsun, aşkta terhis olmasın…

12
Dec

BEDAVA

   Posted by: admin    in Uncategorized

Dağ başında karaçalı,
Çaput bağlamak bedava.
Felek gözün kör olsun,
Oturup ağlamak bedava.

Kısmet vermiş aşktan yanı,
Seven kim, sevilen hani?
Sözün kısacası yani,
Gönül eğlemek bedava.

Üzülmesi yoğa vara,
Zaten talihçeğiz kara,
Kuru kuru bulutlara,
Umut bağlamak bedava.

Emreyliyor ayak başa,
Söz getirme göze kaşa,
Müjde olsun dağa taşa,
Derdin söylemek bedava…

12
Dec

BİZİM ŞİİR

   Posted by: admin    in Uncategorized

Bir cefa toprağı olduk,
Her yağmurun seli bizim.
Bahar vakti bahçelerin,
Kuru kalmış dalı bizim.

Dünya kaldı berbatlara,
Çıktılar hep üst katlara,
Bu kavganın feryatlara,
Terkedilmiş teli bizim.

Sonu yok dünya yasının,
Kuluyuz nân kavgasının,
Sofra erkan başkasının,
Eşiklerin çulu bizim.

Peşinde hayat göçünün,
Mestiyiz dünya hiçinin,
Şu dağdaki kel keçinin,
Uzayacak kılı bizim…

12
Dec

GÖRÜNMEDİN

   Posted by: admin    in Uncategorized

Gözüm boşluk, dünya nokta,
Görünmedin, görünmedin.
Olmuşumda, olacakta,
Görünmedin, görünmedin.

Kuru taşa renk yürüdü,
İpek kurdunu arıdı,
Denizde sular çürüdü,
Görünmedin, görünmedin.

Geceyi dal dal ışıttım,
Camda güneşi üşüttüm,
Bir ses ki senin, işittim,
Görünmedin, görünmedin.

Yel yel esen nefesimdi,
Boşlukta gezen isimdi,
Gel diyen benim sesimdi,
Görünmedin görünmedin.

Çabam, gücüm kul hükmünde,
Boş boş geçti bugün, dün de,
Herkes gibi göründün de,
Görünmedin, görünmedin…

12
Dec

KİLİTLERİ KIRILMIŞ KAPILAR

   Posted by: admin    in Uncategorized

Üşüyorum,
Çevir sıcak bakışlarını üstüme
Erisin boşluktaki beyazlık.

Bu yalnızlık üşütüyor içimi,
Oynuyor yerinden köşe taşlarım,
Öyle bir gariplik sardı ki yüreğimi,
Dokunsalar boşanacak gözyaşlarım.

Hiçbir düşünüşe dur diyemiyorum,
Ben benim olmaktan çoktan çıkmışım,
Kapalı bir kapı sanıyordum kendimi,
Meğer ardına kadar açıkmışım.

İçimde iki başlı bir adam var,
Biri beni, biri seni düşünüyor,
Üstelik ben de seni, ben de seni anıyorum,
Üç dünya birbiri peşinde dönüyor.

Üşüyorum,
Hasret ağır bastı üstüme,
Oynuyor yerinden köşe taşlarım,
Öyle bir gariplik sardı ki yüreğimi,
Dokunsalar boşanacak gözyaşlarım…

11
Oct

MACUNCU

   Posted by: admin    in Dağıstan KILIÇASLAN

bir uzundalga cızırtısında ikindi.

yer değiştiriyor kentin köpekleri
toplu konutla: tüyden bir gölge/sokuluyor
kapı önlerine – sen
uyuyordun içerde anne!
evlerimize yapışan sesiyle
macuncu. o renk şarlatanı/kocaman gözbebeklerinde
bir elli kuruş düşlüyor: frenkgömleğimin cebindeki sıkıntı.

bizi kaçırsın diye o tayf
dönüyoruz çevresinde beyaz olana dek
elimizde boş çubukları. saklıyoruz
babamız bilmesin.

kısadalga ikindi. gidip geliyor.

babalar topluca dönünce evlerine
(yağmurdan sonra)
çocukları ele verecek
gözlerindeki gökkuşağı.

11
Oct

Kız Kurusu

   Posted by: admin    in D. Fernandez CHERICIAN

hayatıma giren bütün harun’ları saydım

kırmızı suratlı, hafif kambur, hatta babadan aksak

bir tek harun çıkmadı

isterdim elbet, yakası açık

vişne çürüğü yalanları olan izdivaç

kuyruğu çok uzun gelinlik…

akşam saat beşi gösterince, sıcak çorba yanında

fazla sirkeden kabarmış puf börekleri, nur topu bebekler…

tamda şurada, kurt sineklerini izleyerek geçirdim sabahı

tüy kadar hafif, arı kadar hızlı

geçti zaman dizlerimin dibinde

bir ara öper gibi bakmıştık birbirimize

yarım dakikadan az, zehre batırılmış ok

beyaz bir örtüye sıçrayan mürekkep gibiydi

ama bir tek harun çıkmadı karşıma

çatısı dar, aşkı geniş kadınlar anlar

bakır kazanın içindeki kızıl ateşten;

içmeden, sevişmeden, soluklarında günübirlik

kokuları taşıyan asılsız yarınlardan

isterdim elbet, çivit mavisi ceketle

belki de hint ipeği şalla mühürlenmek

ama bir tek harun çıkmadı karşıma

11
Oct

Kral Kızı İle Dadaloğlu

   Posted by: admin    in Constantino KAVAFIS

Kral kızı:
Sefa geldin civan yiğit
Söyleşelim heman yiğit
Yenemezsen beni eğer
Vermem sana aman yiğit

Dadaloğlu:
Sen ne dersin ey güzel peri
Kolay vermem seri
Ya alırım seni burdan
Yahut dönüp gitmem geri

Kral kızı:
Kral kızı derler bana
Bir gelmişim bu cihana
Kıydığımı duymadın mı
Tamam otuz dokuz cana

Dadaloğlu:
Babam Musa adım veli
Memleketim Avşareli
Aklımdan yok hiçbir zorum
Kırkıncıyı sanma deli

Kral kızı:
Beni dedin geldin ise
Hak nuruna kandın ise
Eğer aşık oldun ise
Bil de cevap ver bana
Gönül suyu akar mı
Yerli taş yerinden kalkar mı?

Dadaloğlu:
Kız o sual öyle söylenmez
İnip aşkın deryası boylanmaz
Poyrazın döneğinde duman eylenmez
Eloğlu vazgeçerse serinden
Yerli taşı kaldırır yerinden

Kral kızı:
O nedir ki gökyüzünde hellenir
O nedir ki yeryüzünde göllenir
O nedir ki yel vurmadan sallanır
Usta isen ver cevabın dadaloğlu?

Dadaloğlu:
O buluttur gökyüzünde hellenir
O yağmurdur yeryüzünde göllenir
O dünyadır yel değmeden sallanır
Zelzeleyi öğren de gel kralın kızı

Kral kızı:
O nedir ki yok ediyor denizi
O nedir ki gösteriyor benizi
O nedir ki uyuz eder domuzu
Şimdi seni bunalttım mı dadaloğlu

Dadaloğlu:
O kayıktır yol ediyor denizi
O aynadır gösteriyor benizi
O küncüdür uyuz eder domuzu
Sen de kaşın uyuz olup kralın kızı

Kral kızı:
O nedir ki yere düşüp çürümez
O nedir ki ölür gider farımaz
O nedir ki yolda kendi yürümez
Var mı verecek cevabın dadaloğlu

Dadaloğlu
O cevherdir yere düşüp çürümez
O gönüldür ölür gider farımaz
O gölgedir yolda kendi yürümez
Sen de benden farıma kralın kızı

Kral kızı:
Bugün aman verdim iyi bilesin
Yarın yine huzuruma gelesin
Ya belani ya mevlanı bulasın
Zorlu aşıkmışsın ey dadaloğlu

Dadaloğlu:
Selam olsun benden yavuz kırklara
Kırkının da çıktı yüzleri kara
Bana satır kılıç eylemez para
Meydan benim olur elbet yarın da

Kral kızı
Bir kral kızıyım gökte uçarım
Mert hasım üstüne kanat açarım
Dost da olsa vermem namerde aman
Başına semadan ateş saçarım

Dadaloğlu:
Bir Dadaloğluyum gökte uçamam
Kimsenin üstüne kanat açamam
Varsa bir kusurum o da şu benim
Namert kapısından çıkıp kaçamam

Kral Kızı:
O nedir ki yere düşüp paslanmaz
O nedir ki suya düşüp ıslanmaz
O nedir ki etin kessen seslenmez
Üçünden birini de bilsen kabulüm

Dadaloğlu:
O güneştir suya düşüp ıslanmaz
O altındır yere düşüp paslanmaz
O ölüdür etin kessen seslenmez
Var mı başka sözün kralın kızı

Kral kızı:
O nedir ki bir çıkanda pir çıkar
Hak yapısı koca binayı yıkar
Ardından niceler ağlayıp bakar
Bil de yırt kefeni ey dadaloğlu

Dadaloğlu:
Hak yapısı koca bina bedendir
Onu yıkan ondan çıkıp gidendir
Can çıkanda herkes ağlar nedendir
Sen de bunu anlat kralın kızı

Yerinme de kral kızı yerinme
Hakkın bir de yarını var yarını
Tatlı dilden alınma hem yerinme
Kem kelamdır delen senin bağrını

Hakka şükür bulabildin dengini
Yine de et dengin ile cengini
Mert rakibin at başına sengini
Gül döşeme çakıl dök de yap yollarını

Kral kızı:
Karadır da kaşlarımın arası
İnci mercan dişlerimin arası
Sarı öküzün tırnağının arası
Kaç bin yıllık yoldur bil dadaloğlu

Dadaloğlu:
Karadır da kaşlarının arası
İnci mercan dişlerinin arası
Sarı öküzün tırnağının arası
Yüzbin yıllık yoldur kralın kızı

Kral kızı:
Denizin yarısı mildir de mildir
Akar gider suyu güldür de güldür
Gökyüzünde olan yıldızlar kaçtır
Say da ver cevabın ey dadaloğlu

Dadaloğlu:
Denizin yarısı kildir de kildir
Akar gider suyu güldür de güldür
Sen göğe yedi kat merdiven kurdur
Ben çıkıp sayayım kralın kızı

Kral kızı:
Gökten kara kuş da kimlere indi
Ali’nin kandili nerede yandı
Dünyanın binası ne gün kuruldu
Söyle ki bileyim ey dadaloğlu

Dadaloğlu:
Gökten kara kuş da Yusuf’a indi
Ali’nin kandili havada yandı
Dünyanın binası bugün kuruldu
Bugün de pazardır kralın kızı

Kral kızı:
Şol ağacın kökü aşağı döndü
Onun kokusuna her kimler kandı
Kabe’nin eşiğini kim yapıp yondu
Ol kurbanlık kimdi ey dadaloğlu

Dadaloğlu:
Şol ağacın kökü aşağı döndü
Onun kokusuna mumcular kandı
Kabe’nin eşiğine İbrahim yondu
İsmail’di kurban kralın kızı

Kral kızı:
O nedir ki minareyi sallıyor
O nedir ki Zülfikar’ı telliyor
O nedir ki hocasız dil belliyor
Bil de mevlanı bul ey dadaloğlu

Dadaloğlu:
O zelzele minareyi sallıyor
O Ali”dir Zülfikar’ı telliyor
O bebektir hocasız dil belliyor
Var mı sözün soyle kralın kızı

Kral kızı:
Gerde dadaloğlu gerde
Sen uğrattın beni derde
Yüzceğizin görsem gayrı
Kalksın da şu kara perde

Dadaloğlu:
Yücesine çıktım baktım engine
Ovasının köpüklenmiş selleri
Yiğit olan düşmez ise dengine
Kendisine güldürür hep elleri

Yücesinden bakıp gördüm uzağı
Kahpe düşman kurar m’ola tuzağı
Seçemedim kırgız ile kaçağı
Daha kimler tuttu acep yolları

Çok geçmeden nice atlı sokulur
Cümlesi de yolumuza dökülür
Yenilirsem boyuncuğum bükülür
Eller derer has bahçenin gülleri

Beri gel de kral kızı beri gel
Kollarımı kemer yapsın ince bel
Saçların omuza dökülsün tel tel
Koklayıp öpeyim beyaz elleri

Dadaloğlu der ki halim yamandır
Dağ başları yine tozdur dumandır
Hak bilir ya bugün hodri meydandır
Tutmak gerek geçtikleri belleri

Şu yalan dünyaya geldim geleli
Severim kır atı bir de güzeli
Değip on beşime kendim bileli
Severim kır atı bir de güzeli

Atın beli kısa boynu uzunu
Kuru suratlısı elma gözünü
Kızın lik iplik süt beyazını
Severim kır atı bir de güzeli

Atın büyük sağrı kalkan döşlüsü
Kalem kulaklısı çekik kaşlısı
Güzelin de dal boylu samur saçlısı
Severim kır atı bir de güzeli

At koşu tutmasın çıktığı zaman
Yalı kaval gibi yıktığı zaman
At dört kız on beşe yettiği zaman
Severim kır atı bir de güzeli

Dadaloğlu hile yoktur işimde
Yiğit olan yiğit görür düşünde
At dördünde güzel on beş yaşında
Severim kır atı bir de güzeli

Kral kızı:
Yüce Haktan bir dileğim var benim
Yaşadıkça yarden cüda etmesin
Yar yanında geçer olsun her günüm
Kem rakibin bağında gül bitmesin

Aradım da en son buldum dengimi
Yar hasmıylan çıkıp ettim cengimi
Sen söyle ben dolduram çöngümü
Muhabbetlik aramızdan gitmesin

Kara meşe üzerinde mazı var
Aramızda nice nice tazı var
Şah Suna’nın verilmiş bir sözü var
Olur mu hiç ikrarın gütmesin

Beri gel de aslan yarim beri gel
Niceleyin sarılırız görsün el
Zülüflerim dökem yüzüne tel tel
Binbir buse az gelsin de yetmesin

Dadaloğlu:
Dostun bahçesinden yad el geçmesin
Kurutur ha nazlı dilber kurutur
Senin sevdan yüreğimde yağ komaz
Eritir ha nazlı dilber eritir

Yüksek olur Arap atın kaltağı
Korkarım bir kötü tutar eteği
Eşsiz kalmaz hiç yiğitin yatağı
Geri dur da nazlı dilber geri dur

Arap at üstünde olsa postumuz
İkrarından dönmez yine dostumuz
Bir gün kara toprak örter üstümüz
Çürütür ha nazlı dilber çürütür

Dadaloğlum der ki ben ne yapayım
Hangi din hak ise ona tapayım
Eğil de bir al yanaktan öpeyim
Beri dur da nazlı dilber beri dur

Dadaloğlu:
Ölürüz de kömür gözlüm ölürüz
Dost ağlasın zalim felek utansın
Kıyamette kavuşmak var biliriz
Dost ağlasın kahpe felek utansın

Bir çıkmaza girdi bugün yolumuz
Geçit vermez sağımızla solumuz
Kalır gayri bizim burda ölümüz
Mert ağlasın namert olan utansın

Avşareli yaylasına göçmedik
Aşın yeyip sularını içmedik
Tenhalarda kendimizden geçmedik
Can ağlasın hain felek utansın

Dadaloğluyum yine coştu çağladı
Ak üstüne karaları bağladı
Fırkat odu yüreciğim dağladı
Ben ölende Çapanoğlu utansın

Kral kızı:
N’olaydı da civan yarım n’olaydı
Sen gelmeden bana ecel geleydi
Bir çıkımlık cancağızım alaydı
Böyle rüsva olmayaydım cihanda

Neyledim de Hakka büyük söyledim
Ne akılla kırkıncıyı diledim
Cahil idim nettiğimi bilmedim
Zalim diye çıktı adım her yanda

Babam gelir arkasında yüz atlı
Cümlesi de sanki kuştur kanatlı
Sen ölürsen derdim olur bin katlı
Yar yetimi kalırım ben meydanda

Deli Osman gayri kına yakınsın
Böbür böbür dört bir yana bakınsın
Emme benden gece gündüz sakınsın
Öldürürüm ilk fırsatı bulanda

Kral kızı söyler sana andını
Şimdiden yok bilsin derim kendini
Bağlasalar parçalarım bendimi
Yatacağım bilsem bile zindanda

Dadaloğlu:
Can evimden vurdu felek neyleyim
Ben ağlarım çelik teller iniler
Ben almadım toprak aldı koynuna
Yarim diye bülbül diller iniler

Doya doya mah cemalin görmedim
Saçlarını çözüp çözüp örmedim
Bir gececik sefasını sürmedim
Saramadığım ince beller iniler

Kara olur Okçular’ın yoncası
Görülmemiş kainatta buncası
Açılmadan kopup düştü goncası
Bahar ağlar açan güller iniler

Gider oldum Avşareli yoluna
Bakamam gayri bu diyarın gülüne
Karaları taksın Çapan koluna
Yağız atlı ince kullar iniler

Göremedim baharını yazını
Çalamadım santurunu sazını
Özge yarin nice çekem nazını
Gözlerimden akan seller iniler

Varayım da mezarına varayım
Başucunda el kavuşup durayım
Bıktın mıydın benden deyip sorayım
Mezarına giden yollar iniler

Yürü bire dadaloğlu yürü git
Dertli dertli Çukurova yolun tut
Bunda suçun varsa Hakka tövbe et
De ki gayri bizim iller iniler

11
Oct

Yumuşak Sesli Sone

   Posted by: admin    in Charles CROS

Tanrım, lütfen güzel ölümler bağışla bize

İpten, kılıçtan, giyotinden sen bizi koru

Virüs serpintisinden, mantar buluttan, gazdan

Keskin nişancıdan, zulümden, kırımdan kurtar

Tanrım, n’olur… bebekler, çocuklar var

Gök ekinler biçtirme ilkyazdan bize

Aç hayvanların acımasızlığı

Hep saklı mı duracak dişlerimizde?

Harman yerlerinin Eylül sessizliğinden

Ağıyor göğe haykırışsız, patlamasız

Sıradan günler, toprak kızışıyor sanki

Yazgımız belli, sonumuz tenimize şifreli

Ama yalnız sen al canımızı günü gelince

Tanrım, lütfen güzel ölümler bağışla bize.

11
Oct

İHTİYAR MARIA

   Posted by: admin    in Cevdet KUDRET

Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria,
geldim seninle gerçekleri konuşmaya:
Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın
ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk,
ancak açlık vardı paylaşılan.
Geldim seninle umudundan konuşmaya,
kızının nasıl olduğunu bilmeden
kuzuladığı o üç ayrı umuttan da.
Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al
bir çocuğunkini andıran bu erkek elini,
sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını
doktor ellerimin yumuşak utancında ov.
Dinle, emekçi büyükanne,
inan gelen insana,
göremeyecek olsan da geleceğe inan.
Tüm bir hayat boyunca umudunu boşa çıkaran
acımasız Tanrıya da dua etme.
Yağlıkara okşayışlarının büyümesini görmek için
ölümden acımasını isteme;
gökler yeşil ve karanlık hüküm sürüyor sende,
her şeyden öte kızıl bir intikama sahip olacaksın,
şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi,
huzur içinde öl yaşlı mücadeleci.
Bir ayağın çukurda ihtiyar Maria,
o gideceğin günlerden biri
otuz kefen tasarımı
bakışlarıyla selamlayacaklar seni.
Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria,
suskun kalacak odanın duvarları
birleşince ölüm astımla
ve sevdaların boğazına dizilince.
Bronzdan dökülmüş üç okşama
(geceni hafifleten tek ışık)
açlıkla kuşanmış üç torun
her zaman bir gülümseme buldukları
yaşlı kıvrık parmaklarını özleyecekler.
Hepsi bu olacak, ihtiyar Maria.
Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın
ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk,
ancak açlık vardı paylaşılan,
geçti keder içinde hayatın, ihtiyar Maria.
Bulandırdığında gözbebeklerinin acısını
sonsuz dinlenmenin buyruğu,
ömür boyu angaryadaki ellerin
son şefkatli okşayışı içine çektiğinde
onları düşüneceksin… ve ağlayacaksın,
zavallı ihtiyar Maria.
Hayır, hayır yapma
bir hayat boyu umudunu boşa çıkaran
umursamaz Tanrı’ya kendini teslim etme,
ölümden aman dileme,
korkunç bir açlıkla kuşanmıştı hayatın,
sonunda kuşandı astımla.
Fakat bildirmek istiyorum ki sana
umutların kısık ve yiğit sesiyle
intikamların en kızılı ve yiğit olanıyla,
ideallerimin en doğru boyutuyla
yemin etmek istiyorum.
Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al
bir çocuğunkini andıran bu erkek elini,
sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını
doktor ellerimin yumuşak utancında ov.
Huzur içinde yat, ihtiyar Maria,
huzur içinde yat, ihtiyar mücadeleci,
şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi.
YEMİN EDİYORUM Kİ…

11
Oct

Balkon

   Posted by: admin    in Cenk GÜNDOĞDU

Hatıralar annesi, sevgililer sultanı,
Ey beni şadeden yar, ey tapındığım kadın.
Ocak başında seviştiğimiz o zamanı,
O canım akşamları elbette hatırlarsın.
Hatıralar annesi, sevgililer sultanı.
O akşamlar kömür aleviyle aydınlanan!
Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen
Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman!
Ne söyledikse çoğu ölmeyecek şeylerden!
O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!

Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları!
Kainat ne derindir, kalp ne kudretle çarpar!
Üstüne eğilirken ey aşkımın pınarı,
Sanırdım ciğerimde kanının kokusu var.
Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları!

Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece.
Seçerdim o karanlıkta göz bebeklerini
Mest olur, mahvolurdum nefesini içtikçe.
Bulmuştu ayakların ellerimde yerini.
Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece.

Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak;
Yeniden yaşadığım, dizlerinin dibinde
O “mestinaz” güzelliğini boştur aramak,
Sevgili vücudundan, kalbinden başka yerde,
Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak;

O yeminler, kokular sonu gelmez öpüşler,
Dipsiz bir uçurumdan tekrar doğacak mıdır?
Nasıl yükselirse göğe taptaze güneşler.
Güneşler ki en derin denizlerde yıkanır.
O yeminler, kokular, sonu gelmez öpüşler!

11
Oct

KIZAMUK AĞIDI

   Posted by: admin    in Cengiz Hakkı ZARİÇ

Ben, gamlı, donuk kış güneşi,
Çıplak dallarda, sessiz dinleniyordum.
Köyleri, yolları, dağı taşı
Isıtıyor, avutuyordum.

Bir köy gördüm tâ uzaktan,
Dağlar ardında kalmış, bilmezsiniz,
Kar örtmüş, göremezsiniz karanlıktan,
Yalnızlıkta üşür üşür de çaresiz,

Ben gördüm bu köyü, damlarının altında,
Çocukları kızamuk döküyor,
Gözleri, göğüsleri, yüzleri, ah bırakılmış tarla,
Gelincikler arasından öyle masum bakıyor.

Habersiz hepsi, kızamuktan ve ölümden,
Kirli yüzlerinde açan ölümden habersiz,
Ve, düşmüş bir gül oluyorlar birden,
Bebekler ölüyor, ölümden habersiz.

Ali’lerin kızı Emine’yi gördüm,
Öldü… Yusufların Kadir öldü, emmisinin Durdu öldü,
İkindiye doğru, evlerine vardım,
Gördüm, Döne öldü, Ali öldü, Dudu öldü.

Bir bir saydım, yirmi üç çocuk,
Ah, güllü Gülizar öldü,
Gördü kış güneşi, gamlı ve donuk,
Daldı oğlanlar, çiçekti kızlar, öldü.

Gamlı türkümle tepeden aşağı bıraktım,
Bıraktım kendimi düşesiye, ölesiye,
Bu acıdan sonra nasıl doğacaktım,
Nasıl dönecektim aynı köye?

İniyor ve karaltında örtüyordum,
Bu çocukları, bu habersiz çocukları,
Görmediniz, anlatamam, ürperiyorum.
Bir şey demek için açılmıştı dudakları.

Ah, ben bir gün tepelerden, tepelerden
Varıp önünüze, önünüze dikilip duracağım,
Aydınlardan, hekimlerden, öğretmenlerden,
Bir gün soracağım, bu çocukları soracağım.

O çaresiz, o yalnız, o karanlık günde,
Siz neredeydiniz diyeceğim, neredeydiniz?
Ben perişan, utanmış…bu köyün üstünde,
Kahrolurken, siz beyciğim neredeydiniz?

Ben, bir günde yirmi üç küçük ölünün,
Gömüldüğünü gördüm bu köyde kızamuktan,
Ya siz ne gördünüz, söyleyin, söyleyin,
Bir şey söyleyin, bir şey söyleyin uzaktan.

Ah, ben gamlı kış güneşi, aydınlığın
Bütün suçlarını kalbimde taşırım,
Görerek ah, görerek, bilerek bir yığın
Karanlık gündüzün üstünde yaşarım.

Her mevsim dolanıp geldiğinde bu köye
Gücük ayda, kar örtülü bu ovada,
Utancımdan, hıncımdan yaş dökerek böyle,
Gamlı ve perişan asılı duracağım havada.

İkindiye doğru bırakıp kendimi
Bu küçük mezarların üstüne.
Bilmeyeceksiniz, perişan, çaresiz halimi,
Gül diyeceğim, gül dereceğim gül üstüne.
Yol kıyısında yirmi üç çocuğun mezarı,
Ah diyeceğim, ah dökeceğim yol üstüne

11
Oct

Hız

   Posted by: admin    in Carlos Drummond De ANDRADE

(hız eşittir yol bölü zaman)

camlara vursun. sirkeci’ye. çarşılara.

uzun uzun uzun yokuş aşağı

bir tren hızına varsın tedirginliğimiz

ölüm işte korkak bir köpek gibi

biz durdukça duruyor uzakta gözleriyle.

ve kaçtıkça koşuyor- salyalarla peşimizden

tren hızla giderken ay-kadınların

gülümsemelerine vursun. kucaklarında uyuyan

bebeklerin ürpermesi- tedirginliğimiz

ey gönlü eğlemeyen zaman kervansarayı

şimdi’ye, çöle vursun serabı tedirginliğin

çırpınan heveslerin çok yakınından

geçen hayat işte korkak bir köpek gibi

biz durdukça duruyor uzakta gözleriyle ve fakat

havlamıyor korkumuzun tılsımı tükenmeden

okaliptüs gölgeleri vursun yüzümüze

beyaz şeritleri çubuk makarnalar gibi hızla

ffffffpp diye yutan minibüs camlarına

okaliptüs dallarından akan karga sesleri

çarpsın tedirginliğimizin minibüs camlarına

yüzümüzdeki anlamı hızla koyultan

dikiz aynasından akan renkleri zaman kadar hızla

değişen hayat;

aşk emilip unutulmuştur bir anne memesiyken

tutalım yüzümüzde o koyu anlamı ama

matemini tutar gibi içimizde aşk harabesi

bir altın çağın ama kervan değil artık

köpeğin tutkuyla baktığı mecaz;

rengarenk yarış arabaları

renkleri kendilerinden hızlı

içlerinden diri bir facia olasılığı!

olsun. hadi gidelim. camlara vursun. peronlara.

biz olmasak olmazdı ne zaman ne de hızı

zamanın hızına varsın tedirginliğimiz

bebeklerin boynuna- burnumuzu gömelim.

11
Oct

İYİ DÜŞÜNÜN

   Posted by: admin    in Uncategorized

Bu yilinizi iyi geçirdiniz mi?
Saglikli oldugunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu yil hiç gün isigi ile uyandiniz mi?
Kaç kez günesin dogusunu izlediniz?
Bir neden yokken kaç kisiye hediye aldiniz?
Kaç sabah yolda bir kediyi oksadiniz?
Bu yil yeni dogmus bir bebek parmaginizi sikica tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladiniz mi?
Yaz gecelerinde ne çok yildiz olduguna hiç sasirdiniz mi?
Kendinize bu yil kaç oyuncak aldiniz?
Kaç kez gözlerinizden yas gelinceye kadar güldünüz?
Yasli bir agaca sarildiniz mi bu yil?
Çimlere uzandiginiz oldu mu?
Çocuklugunuzdan kalan bir sarkiyi söylediniz mi hiç?
Hiç suda tas kaydirdiniz mi bu yil?
Kaç kez kuslara yem attiniz?
Bir çiçegi dalindayken kokladiniz mi?
Bu yil kaç kez gökkusagi gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocugun gözlerindeki isigi?
Kaç kez mektup aldiniz bu yil?
Eski bir dostunuzu aradiniz mi hiç?
Kimseyle baristiniz mi bu yil?
Aslinda mutlu oldugunuzu kaç kez farkettiniz bu yil?
Iyi bir yilin, bunlar gibi birçok “küçük seye”e
bagli oldugunu hiç düsündünüz mü bu yil?
Yayilin çimenlerin üzerine….. Acele edin….
Er veya geç… Çimenler yayilacak üzerinize…

11
Oct

IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN

   Posted by: admin    in Yusuf ALPER

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir ümit türküsü

Kar yağmış dağlara , bozulmamış örtüsü

Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü

Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana

Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden

Dağlar çivilendikleri yerlerde çürümeden

Bebekler hayta hayta yürümeden

Geleceğim diyorum ,geleceğim sana

Ne olur kesin bir takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Beklesen de olur , beklemesen de

Ben bir gökkuruşum sırmalı kesende

Gecesi çok süren karlar buzlar ülkesinde

Hangi ses yürekten çağırırsa seni bana

Geleceğim diyorum,takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi

Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi

Sevda duvarımı aştım, sendeki bu tılsım neydi?

Başka gezegende de olsan dönüşüm hep sana

Kesin bir gün belirtmem, ne olur takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden

Yaralarıma en acı tütünleri saracağım ben

Yeter ki bir çağır çiçeklendiğin yerden

Gemileri yaksalar da geleceğim sana

On iki ayın birisinde,kesin takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Bak işte notalar karıştı ,ezgiler muhalif

Hava kurşun gibi ağır, yağmur arsız

Ey benim yeni alfabemdeki kadim elif

Ne güzellik ,ne tad var baharsız

Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana

Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ihlamur çiçek açtığı zaman

Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan

Kimseye uğramam ben sana uğramadan

Kavlime sadığım ,sadığım sana

Takvim sorup hudut çizdirme bana

Ben sana çiçeklerle geleceğim

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

11
Oct

Bayraksızlar

   Posted by: admin    in Aşık SAFAİ

Bayraksizlar bayraksizlar
Yere düsse bayrak sizlar
Nerden bilsin kiymetini
Soysuz sopsuz bayraksizlar

Ne olurdu yazmasaydim
Ben bu kara yaziyi
Bilmeseydi namert soysuz
Içimdeki siziyi

Yildizlarin isyani var
Hilal tasiyan felek
Damla damla kan akiyor
Delik desik bu yürek

Al rengine kara baglar
Yastadir deli gönül
Asik’in olmusum senin
Hastadir deli gönül

Renginde sehitlik gizli
Hilalinde mana var
Yüregimde saklamisim
Kurbaninda kina var

Topraga düsse yigit
Ölüm güç verir bize
Inancima teslim oldum
Zulüm güç verir bize

Ugrunda ölen yigit
Kim ne bilsin ne kadar
Geriye ne can kaldi
Hepsini kurban adar

Yamacinda gezindigin
Simdi daglar aglasin
Bayragim hançerlendi
Simdi çaglar aglasin

Bayrak yere düserken
Alkislayan piçleri
Kahredecek TÜRK milleti
Destek veren güçleri

Susmayin ey milletim
Bayraksizda ar olmaz
Susar ise yigitler
Vatan bize yar olmaz

Basi bozuk yaylada
Pusulari kurdular
Iki yasinda yigit
KÜRSAD’imi vurdular

Bundan gayri düsmanim
Bayraga ters bakanlar
Artik hesap vermeli
Dagi tasi yakanlar

Meleküt aleminde
Destan olan can bizim
Dalgalansin bayragim
Üstündeki kan bizim

Dört aylik bebeklere
Kursun sikan nerdesin
Nereye gidersen git
Ölecegin yerdesin

Hükmü ilahi varsa
Belki korur yaradan
Kan düsmani olmusuz
Cekilsinler aradan

Bu vatanin ekemgi
Gözünüze durmali
Yigit bir can gelmeli
Sizden hesap sormali

SEFAI’yem yasamakki
Bundan gayri ar gelir
Ay yildizli bayraga
Bu yeryüzü dar gelir!

11
Oct

Bu Hesap Sorulacak

   Posted by: admin    in Aşık SAFAİ

Yiğit olanın lokması cana azıktır beyler
Kimse bana söylemesin buna yazıktır beyler
Soyu soysuz olanın sütü bozuktur beyler

Bunların soyu bozulmuş Türk’e düşman göbekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Kan istediniz canlardan bitmedi inadınız
Oğuz size yar olmadı budüz idi adınız
Senelerdir bu vatanın ekmeğini yediniz

Suyunuzu keseceğiz dağlardaki gölekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Dağlar, taşlar bu ovalar bilin ki Türk’ün yurdu
Aslımız insan neslidir Türk’e semboldür Kurd’u
Soyu ermeni olanlar nerden bilecek Kürd’ü

İhaneti seyreyleyin perdedeki delikten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Alperenler şehadeti seslenirken çağrına
İbrahim’in dedikleri nişan oldu bağrına
Mehmetçik’ler şehit düştü bu vatanın uğruna

Vatan mı istediniz lan beşikteki bebekten?
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Başı bozuk yaylalarda bol keseden savurdun
Ne dinin var, ne imanın sen ne biçim gavurdun?
Hem korkaksın, hem zavallı zoru gördün kıvırdın!

Urgan bile dava eder boynundaki ilmekten!
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

11
Oct

SEN BEYAZ BİR KADINSIN

   Posted by: admin    in Atilla İlhan

asıl büyük sarhoş benim
uzaktaki
ben ki tek damla şarap içmedim
ekmeğin beyaz zeytinin siyah
olduğunu biliyorum
asıl büyük sarhoş benim
uzaktaki
benim kusturucu sarhoşluğum
yoksulluğum

yüzüme bakmasan da
yağmura düşürsen de gözlerini
gözlerime bakmasan da ne kadar
o kadar aydınlığın gökyüzüme uzanıyor
uykularımda nefesinin sıcaklığı
o kadar
hangi akşam kapımı çalan sen değilsin
sen değil misin gizli bir kıvılcım gibi
gözbebeklerimde duran
umutsuzlandığım her akşam
senin rüzgârın almıyor mu
uğultulu yorgunluğumu
yoksulluğun eşiğinde kapaklandığım zaman
ellerimden sımsıkı tutmuyor mu senin
iyimserliğin

ben bu tezgâhı kurdumsa senin için kurdum
senin için dokuduğum basma ve pazen
denizin yeşilinden süzdüğüm balık
göğün mavisinden çaldığım kuş
senin için
felsefe okudumsa
iktisat okudumsa gece yarıları
boğazım kurumuş içim bir kalabalık
sıcacık mısralar okudumsa yunus’ dan
senin için okudum
geceyarıları

sen beyaz bir kadınsın
uzaktaki
GÖZLERİN AKLIMDAN ÇIKMIYOR
sen beyaz bir kadınsın
karanlıkları dinleyen
uzaktaki
sarmaşıkları duyuyor musun rüzgârda
yorgun başını
üşümüş yastığına koyuyor musun
uyuyor musun

11
Oct

HACI MURAD IN ÖLÜMÜ

   Posted by: admin    in Atilla İlhan

hacı murad’la olduk eski kafkasya’da
ihtiyar çuvaşgili santur çalıyordu
ne çaldığı zaten anlaşılmıyordu
oğlu belki o saat asılıyordu
şarap patlak vermişti isyan masada

atlas gömlekleri boyundan ilikli
sabahlara kadar hançer dokuyanlar
mezmur okuyarak duvar duvar
dudaklarında karanlık ilkbahar
gözbebekleri çelik çekirdekli

çalarak getirdiği korkak tatarların
bakunin yazması kitaplarından
dinamitler yürür bakü sokaklarından
siyah bir toz olur doru kısraklarından
öfkeli kazakları II’nci nikola’nın

ölmek fısıldadıkça son semaveri
bulutlanır çay kristal fincanda
ıslıklar gizlice bilenir zindanda
bir ustura çizgisi azerbeycan’da
hacı murad’ın üzengileri

11
Oct

Jilet Yiyen Kız

   Posted by: admin    in Atilla İlhan

Jilet Yiyen Kız

o kızı nerede nasıl görsem
aklımı başımdan alır ağzı
saçları şıra köpüğü desem
kaşları bıçak izi kırmızı

yakut pulları mı/bu ne görkem
kanlı gözbebeklerindeki yazı
beni nasıl büyüledi bilmem
kirpikleri örümcek kırmızı

kızıl demirden bir ünlem
salınması yangın yalnızı
korkmasam öpmeye eğilsem
dişleri elektrik kırmızı

çarpılmışım başım sersem
sevdim jilet yiyen kızı
göğsündeki kumrulara değsem
gagaları zehirli kırmızı

gece gündüz tek düşüncem
kasıklarımdaki ince sızı
artık kimseyle sevişemem
anladım sevişmek kırmızı

jilet yiyen kız merih’li gecem
birlikte bulacağız belâmızı
sonumuz kuşkusuz cehennem
kırmızı kırmızı kırmızı