Posts Tagged ‘anne’

11
Oct

POLLYANNAYA MEKTUPLAR 4

   Posted by: admin    in Demyan BEDNIY

Muhabbet kuşumuz öldü
Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak
Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman
Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna

Uyumadığım gecelerin sabahında
Göz altlarımdan mor çocuklar doğardı
Mor çocuklarıma ninni söylerdi sabah ezanları
Fırtınada ters çevrilen şemsiyelere benzerdi
Duaya açılan avuçlarım
Avuçlarıma kar yağardı
Kimi zaman tipi…
Kaç kere avuçlarımda mahsur kaldım.
Bir kaç kış geçti Pollyanna
Ben hep mahzun kaldım.
Kocaman bir kardan adam yaptı içime bir çocuk şair
Tuhaf şarkılar mırıldanarak:
Şiirime kenar süsü olsam ben
Bir kenar süsünün gülü olsam ben
Sarı deftere tuttuğum bir günlük
Aşk olsam ben…

Sonra yazları
Yaseminlerle sarmaş dolaş bir balkonum oldu
Balkon yaseminlerle sevişirdi
Yaseminler yaseminlerle sevişirdi
Rüya hülyayla sevişirdi.
Ben o beyaz ve güzel kokan çadırın altında
Geceyle sevişirdim.
Bir davet gibi otururdum balkonda
Beyaz bir örtü gibi sarardım acılarımı başıma
Ben sevgilisi çile olan bir gelindim Pollyanna
Gel derdim gel, kim olursan ol yine gel…
Çiçekli bir düğün davetiyesi gibi otururdum balkonda
Yıldızlar ürkerdi, titrerdi davetimden
Ayın etrafında beyaz bir hale dönerdi.
Bileklerimi uzatırdım çıplak, beyaz ve ince
Işıktan bir kelepçe istedim yüz görümlüğü olarak Pollyanna.
Secde eden alnımı.
Şarap içen dudağımla öpmek istedim.
Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı
Beyaz bir merhemle ovmak istedim.
Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna…

itiraf etmek gerekirse
Domates-biber biçiminde tuzluklar aldım pazardan
Kalp şeklinde kül tablaları
Kalbimde söndürülmüş birkaç sigaradan kalan kül
Yetmezdi yeniden doğmaya.
Orhan Gencebay dinledim itiraf etmek gerekirse
Bedelini ödedim ama Pollyanna
itiraf artık tedavülden kalkmış bir kağıt para.

Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna
Çimento, demir. çamur…
Duvarlarımı şiir ve türkü söyleyerek sıvardım.
En üst kattan düşerdim her gün
Esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya
Hayatım bir mutluluk inşaatıydı Pollyanna
Sana ve mutluluğa yazılmış mektuplarıma
Cevap beklediğim zamanlarda.

Benim bir köyüm olmadı.
Hiçbir şehir karlı sokaklarıyla bana
Pazen gecelik giymiş bir anne gibi sarılmadı.
İstanbul’u evlat edinsem
Benimsemezdi nasıl olsa otuz yaşında bir anneyi
Yüzyıllarca yaşamış bir çocuk olarak.
Mütemmim cüz olamadım hiçbir aşka Pollyanna
Bir kitaba bir cüz olamadım.
Yukarıdan aşağı, yedi harfli battal boy bir intiharı denedim.
Hiçbir bulmacayı tamamlayamadım.
Bir kediyi okşasam ellerim yumuşardı
Biri okşasam bir yumuşardı.
Bire”BiR” olamadım.

Fırfırlar olmalıydı oysa hayatımın kenarında Pollyanna
Kırmızı puanlı bir şiir olarak uyumalı, mor puanlı uyanmalıydım.
Pişman olmamalıydı orada olmalarından yeşil farbelalarım.
Bir çingenenin çıkardığı dil olmalıydı şiirlerim.

Sana bu son mektubu,
Artık senden mektup beklemediğimi söylemek için yazıyorum Pollyanna
Son şiirini yazmaya cesaret edememiş bir şair olarak

11
Oct

SİZ AŞKTAN Ne ANLARSINIZ BAYIM?

   Posted by: admin    in Demyan BEDNIY

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum…
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım…
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmay
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!

11
Oct

ANNEMLE İLGİLİ ŞEYLER

   Posted by: admin    in Demyan BEDNIY

Sevgili Anneciğim

Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
Kocaman bir dağ lalesi gibi
Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

Şimdi mucizevi bir yerdeyim
Muc’un ucuz evinde
Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
Duvarlara hep senin resmini çiziyor
Dili geçmiş zamanda birçok resim,
Hep gülümsüyorsun
Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
Durmadan soluyormuş gibi.

Hatırlar mısın?
Mavi saçlı bir Tanrı gibi severdim Burdur gölünü
O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü
Vişne bahçeleriyle dolu,
Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
Bazen ölmek istiyorum.
Beni yeniden doğurman için
İri, ekşi bir vişne tanesi gibi

Kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya
Bazen görülen rüyalar gibi kapkara
Bir ton rüya çıtırdarken
Sen kar yağmadan önce başkaydın,
Kar yağdıktan sonra bambaşka.
Sanki hep buluğ çağındaydın.
Kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları
Binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini.
Bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi.

Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı.
Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar…
Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

Ben bu eve Muc’un ucuz evi diyorum.
Yokluğunda böyle oldum.
Mucize öldükten sonra, buraya taşındım.
Ve inan
Muc bu evi bana ucuza verdi.

Yaşasaydın, hayatının ortasına
Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
diye başlayan bir çocuk romanında…
Şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi
Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini.

Şimdi mucizevi bir yerdeyim
Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burda
Ve çok ağır ilerliyor.
Yüzümdeki çillerden başka
İsyan eden biri yok hayatımda.

NOT: Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
Onları Muc’a evin karşılığında verdim
Çok ucuza.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
Anne.

11
Oct

ÇALIKUŞU’NUN Z RAPORU

   Posted by: admin    in Demyan BEDNIY

Kedi ve kasımpatı kokuyor bütün sokaklar
Dilinin dönmediği duaları sayıklıyor
Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman
Yağmur yağıyor durmadan
Ağlıyorum kaşarlanmış bir masumiyet olarak
Bir çılgının
Kedilerin ruhlarımızı okuduğuna inandırmaya çalışan herkesi
Bir elimde tabanca
Bütün dualarım delik deşik.

Başörtülü bir anne olarak bekliyorum ruhumun
Şark hizmetinden dönüşünü

Mahalle kavgalarına karışmadan
Kocaman bir kabakla boğuşuyorum bazen
Doğruyor ve kızartıyorum onu
Günler külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz.
Hikâyeme bir hayat yazmak istiyorum
Pek inandırıcı olmayan
Ruhuma ıhlamur yollamak istiyorum yün eldivenler
Hikâyeme bir ölüm yazmak istiyorum
Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma
Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşıma
Son bir kere daha limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum
Otobüs duraklarında yağmurlar bekliyor beni
Yağmurla beraberliğimden doğan
Birinci ve yüzbininci hayaletim
Ucu ısırılmış bir simidin acısını durmadan
O kadar çok, o kadar çok hissediyorum.
Fareler yeraltından fırlatılan havai fişeklerdi
Haberler getiriyorlardı, hep kötü haberler
Akşamları günahkâr yazar kasalar kadar
Z raporları kadar uzun şiirlerim
Elinde bir paket çubuk krakerle geçmişim
O eski arkadaşım yıkanmış midesiyle
İskambil kağıtları kusan, zarlar
Maça kızı ve pis yedili sayesinde
Kaç kere ölümle randevulaştı.
Plastik çiçeklerle ziyaretine geldi hayat
Semt pazarından alınma hırkasıyla,
Ayolu, yanisi bol konuşmalarıyla
Her bastığında gıcırdayan tahtalarıyla
Öyle çok sevdim, öyle çok sevdim
Binlerce kapıcı karısından birinin ismiydi sanki kader.

Delirdiğim altyazı şimdi bütün aynalarda
Vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan.
Hikâyem ucuz, romanım basmakalıp
Pembe kağıtlar aldım
Hayatıma bir ölüm yazacağım
Bir ölüm, pek de inandırıcı olmayan
Yazık hiçbir şair bir çiy tanesi kadar bile sızmadı kâğıda
Kayıp şiirlerim gül resimleridir şimdi.

Yazık bir son mektup bile bırakmadan gitti
Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman.

11
Oct

BİR YANLIŞLIK OLDU

   Posted by: admin    in Davut SULARİ

bir yanlışlık oldu, büyüdüm;
hiç çizgi roman okumadan,
futbol oynamadan. daha tekerlemesi bile
bitmeden masalımın, korkulara sürüldüm.
bu uyku tünelinde geçti çocukluğum.

saatim yoktu. ölçemedim ömrümü,
her doğum günüme bir müzik kutusu kurabildim.
otuz yıl öncesine randevu verdim kadınlara.
kimseler gelmedi. bir yanlışlık oldu, bekledim,
bir parantez içi gibi kaldım geçmişte.
son baskıya yetişmedi umudum.

bir itiraz dilekçesi buldum kendime
müzik, sinema ve edebiyattan; içime iğneledim.
bir yığın “maddi hata” bulundu düşlerimde.
aşk bir ağır ceza suçuymuş, bilemedim.
bir yanlışlık oldu, öldürülmedim.

param yoktu, yalnızca bir kap mide spazmı
alabildim. en yoksul kafiyesi oldum çağımın.
güncelleştirilmemiş bir yazıt gibi yaşadım.
bir yanlışlık oldu, büyüdüm. ta başından
yakalandım hayata; mağara resimleri çizerken
rahim duvarlarına annemin.

11
Oct

KAPIDAKİ

   Posted by: admin    in Davut SULARİ

hiç durmadan kapı çalıyor
üçünde, beşinde, kalbinde gecenin.
bir şiire oturmuşken, kendimi okurken
bir kitap arasında, ya da sımsıcak
bir deniz gibi sarmışken seni;
tam da bir umutla barışabilmişken,
kapı çalıyor hiç durmadan.

ne zaman kaçıp gitsem pencerelerden,
bir zil sesi geliyor ardımdan. ağrılar
ve ağır silahlar dayanıyor göğsüme.
saatler tutukluk ediyor, tekerleksiz
bir korkuya takılıyor zaman. ne zaman
bir çiçek cesedine yapışmış anne görsem
gözlerinden yüreğim dökülüyor,
kapılar çalıyor hiç durmadan.

sakın açma sevgilim
bu saatlerde hep
askerlik çağım geliyor.

11
Oct

Düşümdü Gece

   Posted by: admin    in David IGNATOW

biz üç kardeştik camlar kırılmadan önce

avlusunda ağaç olmayan evlerde büyümüştük

uğursuz bir kıştı. belki aralık

zemheri derdi, olaydı annem

görmemiştik daha önce evlere giren bir yağmur

kızıl bir aşk. kızıl akşam. büyüyorduk usul usul

taşkın bir kederdi oysa yalandan dua ve gece

bir şey var, tutunup bırakmayan

hem benim hem değilim ben

öyle ki güz deli gibi

çarpıyor akşamlarıma

biraz daha düşünsem

diyebilirim kardeştik. düşümdü gece

sonra ayrıldık şehirden

o adres de yitip gitti o sel de

gırtlağında iki ölü bir yaralı. bitti, diyordu küçüğü

buz tutmuş göl kıyısında yırtık ev fotoğrafları

öyle hatırlıyorum beynimi zorladıkça

biz hiç tanışmadık belki de

savaşa da gitmedik

bilmedik nasıl akar, nasıl donar sıcak kan

birdenbire bir sus gibi ellerimiz ağzımızda

susmadık da

ne zaman devrilse bir ağaç

zaman kırmızıya çalsa

biz üç kardeştik. öyleydi. yırtıldı karbon kağıdı

var mıydı çağrılacak bir adımız, bir rengimiz

bir şey işte. ne bileyim

uyandır beni ey hayat. içimde bir kuyu bul

çünkü üç kardeştik biz. öyle hatırlıyorum

11
Oct

Fotograf

   Posted by: admin    in David IGNATOW

İspinoz beslerdi babam

Ahşap kafesinde yalnızlığın

İçinde beslerdi

Gidebilme isteğini

Bilmezdi annem saçlarımı örerken

Elleri yoksa bile

Sabah akşam

Sabah akşam

Neden ispinoz beslerdi babam

Daha iyi diyorum bu

Onun seyyad olmasından

Kimbilir, çerçevesi olmasa

Söküp atacaktı belki de

Sokağa bakan camları

Kaçabilme korkusundan

Anladım bir gün

Ne ispinozdu

Ne yalnızlığı ahşabın

Düşüp kırılan kalbiydi babamın

Şıp

Şıp

Üstümüze damlayan

Atıyorum bak havaya

Kimin önüne düşerse

Kafası kopmuş ispinoz

Odur yaşamda kazanan

Sazlığını özleyen ney gibi

Özlemek bilmez insan

Tut hadi tuuut

11
Oct

MACUNCU

   Posted by: admin    in Dağıstan KILIÇASLAN

bir uzundalga cızırtısında ikindi.

yer değiştiriyor kentin köpekleri
toplu konutla: tüyden bir gölge/sokuluyor
kapı önlerine – sen
uyuyordun içerde anne!
evlerimize yapışan sesiyle
macuncu. o renk şarlatanı/kocaman gözbebeklerinde
bir elli kuruş düşlüyor: frenkgömleğimin cebindeki sıkıntı.

bizi kaçırsın diye o tayf
dönüyoruz çevresinde beyaz olana dek
elimizde boş çubukları. saklıyoruz
babamız bilmesin.

kısadalga ikindi. gidip geliyor.

babalar topluca dönünce evlerine
(yağmurdan sonra)
çocukları ele verecek
gözlerindeki gökkuşağı.

11
Oct

Kapat Kapıyı Bezirgânbaşı

   Posted by: admin    in Chevro LET

yakama çürümüş çiçeği

taktım da geldim.sesim

yokuşlarıydı içimin, indim çıktım

debelendim. sen söktükçe ben ördüm

düz ters lastik haroşa

çıplak gövdemi şiirle dövdüm

‘sahtiyan‘ mı diyorlar bezirgânbaşı

kapat kapıyı, yenildim

baktım da kâğıt tanrılarına dünyanın

kendime kayalardan bir parça edindim

sesim dünyanın duvarlarına

çarpıp bana dönüyor

anne beni düşünme

içime ektiğin ağaç

tersine büyüyor

ben de büyüyeceğim. kızarmış

elmalarımı kimseye vermeyeceğim

anne beni düşünme

emanetin olan uçurumu

kimselere düşürmeyeceğim

çeyiz sandığıma bıraktığın mühür

kalbindir. söz

mührü kalbimde gezdireceğim

karanlık bastığında sarı bir ışık

gibi parlayan şeyi hiç yitirmeyeceğim

say ki deniz feneri, say ki orda bir yalnız

bir yalnıza çiçek açmadılar

say ki orda bir dalga

bir dalgaya kulaç atmadadır

yakama çürümüş çiçeği

taktım da geldim.

-sakın anneme söylemeğin-

kapat kapıyı bezirgânbaşı

yenildim

11
Oct

Annem Uçurum Doğuracak

   Posted by: admin    in Chevro LET

böyle yalnız böyle iyi
bir öyküyü yeni baştan okur gibi
yeniden başlar gibi denize
ama hiç bilmediğim bir denize
yeniden başlar yeniden okur gibi
derindeki sözcükleri

bana bir kazma bana bir
bıçak. suyu ikiye bölüp boğacak
bildiğim tüm öyküleri

böyle dilsiz böyle iyi
ölsem öldüğüm bilinir, kaldım
kapılar üstüme kilitli
gövde mi tin mi öykünün kirli mendili

bana bir kazma bana bir bıçak
bendeki uçurumu rüzgara bırakacak

uçurum dedim de bir avuç kum
hiçbir rüzgara bırakamadığım

iyiyim iyiyim iyi
bir öykü gibi başı sonu belli
hayatın kırık sandalyesine
yerleştirip sözcükleri
kurguluyorum evreni

böyle yalnız böyle suskun böyle iyi
gömdüm mü bir de sözcükleri…

bana bir kazma bana bir bıçak
konuşsam annem uçurum doğuracak

11
Oct

Annem (Çocuk Şiiri)

   Posted by: admin    in Charles WRİGHT

Küçükken başucumda
Bana ninni söylerdin

Sabahları uyanınca,
Beni okşar severdin.

Benim annem, güzel annem
Beni al dizlerine…

Kucağında okşa beni,
Ninniler söyle yine…

Bugün hâlâ kulağımda
Çınlıyor tatlı sesin.

Güzel annem, kalbimin sen,
En büyük neşesisin..

11
Oct

Hüzzam Faslı

   Posted by: admin    in Charles CROS

Gidi zehir zemberek hüzzam faslı ey!
Kırılamayan döngü, kara serçe tufanı
Kapanır üstünüze-bilmem mi- her akşam
Dipsiz bir su küpünün gizli kapağı

Boru değil birader, hüzzam faslı bu
Silinir gider minderde bir çocuk sessiz
Anne ağlar şarkıya, ev alaca aydınlık
Bol acılı hayata açılan ilk tül perde

Rakı faslı sonra, dayak faslı, fasulye
İşsizlikler, kıskançlıklar, ucuz işporta
Ve siz, ey tek göz konduları yüreğimin
Gidi zehir zemberek hüzzam faslı ey!

11
Oct

GÜLNİHÂL

   Posted by: admin    in Charles BUKOWSKİ

Yılmaz Odabaşı ve Erkan Yüksel için

Bir mitosun çatlayan ilk heykelidir Gülnihâl
Yıkımlardan sonra yeniden başlar suskunluğu
Çünkü geriye kalan çok yalnız sevdalardır
Şu kördövüşü yaşantıdan.

Kendinden kaçan bir gölgedir kadınlığı
-yorgun rüyalar ertesi o terli şehvet-
Bir orospu belki tarihin bacak arasında
Vizitesi bir geçici sevdayla ödenen
Korkuyla dekorlu bu trajik oyun
Bir hüzünle başlar her bahar
Ezbersiz diyaloglarda kanatır kendini
Şaşkın bir hançerle.

Zaten bir şarkıdır her kadın, lirik bir şiir
-ama tiyatroda yalnız başkasını oynayabilir-
Yüzündeki her çizgide bir erkek sûreti
Ayrılık matineli günlerden kopan
Bir yaprak: hicran rolünde
(ışıklar söndü artık, tek başına sahnede)
Loş bir kalabalığın belirsiz şarkısı gibi
İçinde kökleşen dilsizliğin sesi
Geçmişini rengârenk neonlara boyayacak…

Bazen gür bir çığlıktır yalnızlık
Tarihsel bir yığının suskunluğuna inat
Gülnihâl elini uzatır günlüklere
Yüreğinden mavi karlar dökülür
Pencerede konaklayan bir serçedir umut
Masallar incitir kanadını.
Gülnihâl
Uzak mutluluk cephelerinde yitirilmiş yenik bir tarihin
ayrıntılı canlılığı.
Hind ipeğinin tenine değen büyüsüdür sevda
Düşleri izinsiz geç kalışların tokadında patlayan pembe balon…
Kahkahalarını içine hapseden bir şato palyaçosudur
-tarihin beşiğinde
Yüksek kulelerden atlamaya yürek büyüten.
Gülnihâl geceleyin sokaklardan izmarit toplayan düşmüş bir duyarlılık,
Ucuz otellerin sarsılan camlarında kirli dolunay
Bazen gür bir çığlıktır Gülnihâl’in yalnızlığı
Tarihsel bir yığının suskunluğuna inat.

Gülnihâl’i bu kirli şehir doğurdu
Dölünü akıttı İstanbul kaderin rahmine
Gökkuşağı magazinlerde eksik bir renk oldu gülüşü
Tonunu sevdalarla büyüten
Gecekondu dumanları
-o efkârı göğe yükselen tavır-
Mavi leğenlerden sızan ilkgençlik damlası
-korkulu aybaşları, düşlerinde okşanan memeler-
Bir cami avlusunda yitirilmiş anne hıçkırıkları…
Öksüz bir Gülnihâl doğurdu bu kirli şehir
Yedi tepeli rahminden.

Kurutulmuş çiçeklerin saklandığı hâtıra defterinde
Sevdanın sıcak imgesi
“Zaten her şey bitmemiş miydi?” imzalı eski bir mektup
Gülnihâl
Ayrılıklar evreninden kayan bir yıldızdır
dünyası tarûmar.

Geceyi ağır ağır çiğneyen kağnılardan
Ucuz otel odalarına dönüşen bir buruk keder
Uzun donlu Adana tüccarlarının doymak bilmeyen nefsinde
eriyen göğüsleri…

Gülnihâl’in dudağını kanatan sabır
Kanatmaz dünyanın yüreğini.

Bir tek gecenin gözlerini görebilen kör dilenciler
Bir yıldız yaratmışlar mutsuzluğun göğünde
Işıl ışıl sızlar içleri
Artık uzun masallara benzer her yaşantı
Gökten düşen ilk elma Gülnihâl’in
ikincisi sevda’ya

….
Bazen gür bir çığlıktır yalnızlık
Tarihsel bir yığının suskunluğuna inat
Bilinir ki maviye gömülebilmeli bir prenses
Son yenilgidir rıhtımdaki uğultu
Artık İstanbul
Gülnihâl’in umutlarını yutan
Bir dudağı yerde bir dudağı gökte dev
Bilinir ki sevdalar kısa masallardır
Bilinir ki son elma ölümün

11
Oct

MEHTERAN BÖLÜĞÜYLE ENTERNASYONAL

   Posted by: admin    in Charles BUKOWSKİ

Bu cüz canımızı yaktı, cüzzamlı etti bizi
Kusur dökmeye kalksa hep eksik kalıyor savcının tahmin gücü
Azrailin bir bürünme biçimi bu belki de
Der geçeriz, deler geçer vukuatlı nüfus kaydına kalbimizin eşsiz ölümü

Sıradaki gelsin, hayır hayır, bir adım daha arkadaki
İstanbul’a kefen biçmeye nâzır tellâklar
Keselerle uğurlasın kendi kafesinde turist gibi yaşayan aylakları

Bizi bize o diye tanıtıp kandırdılar ya
Kimliksiz olmamız bu veçhile
Şimdi ne kadar konuşsak o kadar suskunuz
Kelimeler aslına rücû etmeye korkan birer orospu çocuğu
Her satıra zorla vesika etmişler masum hâlini

Oysa şeytan da domuz gibi biliyor
Bacakları omuza alınmayan tek sınıf var bu hikâyede

En öndeki, sen, tekmil ver soluk almadan
Nerede doğdun, tevellüt kaç, düşlerin neden hâlâ dipdiri?
Veyahut senin yerine davullar gümlesin zil sesleriyle birlikte

İki adım geri, bir ileri

Krasnaya Ploşat’ın ortasındaki o uzun kuyruk dağılsın diye götünü yırtadursun
Doğu’nun istasyon şefleri
Mumyalanıp kalmış bir ihanet olmadığı anlaşılır o kırık şarkının

Şimdi Ekim, ham hâyâl zamanı
Cebi para pul unvan dolu hayaletler
Kasım kasım kasılır ders kitaplarında

İştirakçi Hilmi’nin torunları, güneşe nâzır gül satar durur
Taksim Meydanı’nda cep’ten mesaj çeker mors alfabesiyle
O körlük ki kendini kendinde kaybetmenin bir başka adı

Sırtımda debelenip duran hançeri kımıldatma ikide bir
Daha dün ıssızda bin çocuğa bin kurşun sıkan çakallar
Şimdi bayrak töreniyle Che şapkası giymek için kuyrukta

Minare çalındı, kılıf hazır:

Ulu
masal

Ulu
ma

Ulu
sal

Cık cık cık…

Farzet o gün mahşer günüymüş
Yerin yedi kat altından çıkıp hesap vereceksin
Kendinden başlamalı önce
Yaftanda baba adı, annenin kızlık soyadı, eski şifre, yeni şifreyi iki kez gir
Sonra sana girecek nasılsa ahiretin bütün şifreleri

Domaltmadık ne bıraktın hayatta?
Önce ömrünü aşk yedi bitirdi
Kendini sokaklara atıp yamadın o boşluğu
Sonra iş-güç, sessizliği göç, borsaya vur-kaç

Yetmiş milyon aynı anda hapşırsa
Sarsılırdı hani dünya?
Şimdi ağzımızda derece, yorgan döşek komadayız
Bu da komuyor bize artık
Alışmadık götte don durmazmış
Kalbimiz yeni bir harita çiziyor kendine
Ama o macerada ne dağ halayları var
Ne bir başkasının hayatını boğma heyecanı

Hazır ol mehteran, Çorbacıbaşı sen de
Alemdârlar, kudümleri kudurtan Nakkârezen
Haydi bir ağızdan
Madem tek bir zerre toz bulutu bile kalmadı bizden dünyaya miras
Şimdiden söz verelim yüz yıl sonraki devrime:

Bir daha bölüğe iç oğlanları almayacağız, biiir
İt gibi ölsek de topuzu elden bırakmayacağız, iki

11
Oct

İHTİYAR MARIA

   Posted by: admin    in Cevdet KUDRET

Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria,
geldim seninle gerçekleri konuşmaya:
Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın
ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk,
ancak açlık vardı paylaşılan.
Geldim seninle umudundan konuşmaya,
kızının nasıl olduğunu bilmeden
kuzuladığı o üç ayrı umuttan da.
Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al
bir çocuğunkini andıran bu erkek elini,
sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını
doktor ellerimin yumuşak utancında ov.
Dinle, emekçi büyükanne,
inan gelen insana,
göremeyecek olsan da geleceğe inan.
Tüm bir hayat boyunca umudunu boşa çıkaran
acımasız Tanrıya da dua etme.
Yağlıkara okşayışlarının büyümesini görmek için
ölümden acımasını isteme;
gökler yeşil ve karanlık hüküm sürüyor sende,
her şeyden öte kızıl bir intikama sahip olacaksın,
şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi,
huzur içinde öl yaşlı mücadeleci.
Bir ayağın çukurda ihtiyar Maria,
o gideceğin günlerden biri
otuz kefen tasarımı
bakışlarıyla selamlayacaklar seni.
Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria,
suskun kalacak odanın duvarları
birleşince ölüm astımla
ve sevdaların boğazına dizilince.
Bronzdan dökülmüş üç okşama
(geceni hafifleten tek ışık)
açlıkla kuşanmış üç torun
her zaman bir gülümseme buldukları
yaşlı kıvrık parmaklarını özleyecekler.
Hepsi bu olacak, ihtiyar Maria.
Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın
ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk,
ancak açlık vardı paylaşılan,
geçti keder içinde hayatın, ihtiyar Maria.
Bulandırdığında gözbebeklerinin acısını
sonsuz dinlenmenin buyruğu,
ömür boyu angaryadaki ellerin
son şefkatli okşayışı içine çektiğinde
onları düşüneceksin… ve ağlayacaksın,
zavallı ihtiyar Maria.
Hayır, hayır yapma
bir hayat boyu umudunu boşa çıkaran
umursamaz Tanrı’ya kendini teslim etme,
ölümden aman dileme,
korkunç bir açlıkla kuşanmıştı hayatın,
sonunda kuşandı astımla.
Fakat bildirmek istiyorum ki sana
umutların kısık ve yiğit sesiyle
intikamların en kızılı ve yiğit olanıyla,
ideallerimin en doğru boyutuyla
yemin etmek istiyorum.
Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al
bir çocuğunkini andıran bu erkek elini,
sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını
doktor ellerimin yumuşak utancında ov.
Huzur içinde yat, ihtiyar Maria,
huzur içinde yat, ihtiyar mücadeleci,
şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi.
YEMİN EDİYORUM Kİ…

11
Oct

Balkon

   Posted by: admin    in Cenk GÜNDOĞDU

Hatıralar annesi, sevgililer sultanı,
Ey beni şadeden yar, ey tapındığım kadın.
Ocak başında seviştiğimiz o zamanı,
O canım akşamları elbette hatırlarsın.
Hatıralar annesi, sevgililer sultanı.
O akşamlar kömür aleviyle aydınlanan!
Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen
Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman!
Ne söyledikse çoğu ölmeyecek şeylerden!
O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!

Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları!
Kainat ne derindir, kalp ne kudretle çarpar!
Üstüne eğilirken ey aşkımın pınarı,
Sanırdım ciğerimde kanının kokusu var.
Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları!

Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece.
Seçerdim o karanlıkta göz bebeklerini
Mest olur, mahvolurdum nefesini içtikçe.
Bulmuştu ayakların ellerimde yerini.
Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece.

Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak;
Yeniden yaşadığım, dizlerinin dibinde
O “mestinaz” güzelliğini boştur aramak,
Sevgili vücudundan, kalbinden başka yerde,
Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak;

O yeminler, kokular sonu gelmez öpüşler,
Dipsiz bir uçurumdan tekrar doğacak mıdır?
Nasıl yükselirse göğe taptaze güneşler.
Güneşler ki en derin denizlerde yıkanır.
O yeminler, kokular, sonu gelmez öpüşler!

11
Oct

UYUYAN GÜZEL ANNEYE

   Posted by: admin    in Cengiz Hakkı ZARİÇ

Anne, bahar geliyor uyansana
Çık altın eşikte bekle beni,
En güzel tılsımları buldum sana
Koklayabilmek için nefesini.

Yeni açmış şu erik hatırlatır
Bana ağaçları çok sevdiğimi,
Sevginle mi ıslanmış şu sonsuz kır,
O kara bırakmışsın gözlerini.

Gül güzel annem benim, benim rüyam
İçimden çiçekli bir yol var sana,
Senin yerine biraz ben uyusam
Anne bahar geliyor uyansana.

11
Oct

ÇOCUKLUK AŞKI

   Posted by: admin    in Cengiz Hakkı ZARİÇ

Düşün, düşün ki anne ben daha çok küçüğüm,
Ilık ellerimden tut, beraber götür beni,
Oyuncakçıda büyük mavi bir gemi gördüm,
İşlenmiş, dalgaların köpüğüyle yelkeni.

Şu renk renk toplara bak, anne, ne güzel renk renk
Dönüyor içimde bir bayram yeri dönüyor,
Yuvarlanıyor gönlüm şu uçan toplara denk,
Bir yokuştan koşarak kalbim sana iniyor.

Kan değil, zafer akar benim savaşlarımda,
Hürriyet için ölür genç kurşun askerlerim,
İnsanlığın cenneti saklı göz yaşlarımda,
Yeni bir bahar çağı getirecek zaferim!

Korkma, korkma kaçmam ben, tahta atımla dağa,
Senden daha güzel bir dağ var mı rüyalarda?
Niçin uğraşsın küçük kuş yurdundan kaçmağa,
Yaşarken annesinin yeşerttiği kırlarda?

Kırılır, bütün iyi oyuncaklar kırılır,
Çocuk kalblerinden mi yaparlar hep onları,
Niçin oyun biterken en sonra hatırlanır,
Hâtıralarımızın en tatlı oyunları?

Satılır mı zengin bir oyuncakçıda söyle,
Anne, dün okuduğun masaldaki güzel kız?
Yeter, altın bir kalbim olsun, Tanrıdan dile,
Bütün zenginliğimi verir onu alırız.

11
Oct

EY İBİBİK KUŞU

   Posted by: admin    in Cengiz Hakkı ZARİÇ

Ey garip ibibik kuşu.
Söylesem bölüşür müsün,
Ey garip ibibik kuşu?

Yaz sıcağında duyduğum,
Vadilerin içli sesi.
Gölgesinde uyuduğum
Sükun dolu yaz öğlesi

Nerede gümüş şadırvan,
Bol gölgesinde çınarın?
Aşığıyım şırıldayan,
Gönlüme akan suların.

Bayıltıcı iğdelerde,
O sarı sarı çiçekler.
Eski baharlar nerede,
Bizi hangi dağda bekler?

Az mı uyudum sesinle,
Benim içli, garip kuşum?
Ben de senin gibi, dinle,
Bir garip derde düşmüşüm.

Ey iyi kalpli ibibik,
Benim kırlarımın kuşu!
Bir serin rüyada ibrik,
İçinde uyur gözyaşı.

Anneciğim benim kırım,
Koşsam bir uçtan bir uca.
Dertlerimi unuturum
Çiçekli yollar boyunca.

Uzakta bıraktığım ev,
Komşu kızının gülüşü,
En büyük acıları sev,
Sev diyor ibibik kuşu.